Evrenin başlangıcından beri olup bitenlerin bilimsel bulgularla örtüşerek anlatılması ve Allah’ın yasasında (sünnetinde) değişme olmayacağı göz önünde bulundurulduğunda tarihsel süreç içerisindeki bazı olaylarda fizik dışı imgelerin gerçekte fizik dışı olmadığı yorumu yapılabilir.

Bu yazıda bu düşünceden hareketle, İsa peygamber, Kuran ayetlerindeki imgeler kullanılarak değerlendirilip yorumlanacaktır.

Kuşkusuz bu yazı yalnızca bir “yorumdur”, gerçeği yalnızca Allah bilir.

İsa peygamberin babasız doğuşu, beşikte iken konuşması çoğu zaman doğaüstü olaylarla açıklanır. Hatta İsa peygamberin bu durumunun tam olarak anlaşılamamasından olsa gerek Hristiyan kültüründe “Allah’ın oğlu” olarak anlatılmıştır.

Kuran ayetlerindeki imgeler ve bugünkü bilgilerimiz ışığında konuyu farklı bir açıdan incelemek istiyorum.

MERYEM’İN DOĞUŞU

Sıradışı olarak değerlendirilen İsa peygamberin doğumunu incelemeden önce bir adım geriden, annesi Meryem’den başlayarak incelemek ve sıradışılığın başlangıcına göz atmak gerekir.

3/36 Onu doğurunca -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bildiği halde- şöyle dedi: “Rabbim, onu kız olarak doğurdum ve erkek, kız gibi değildir. Adını Meryem koydum onun. Onu ve soyunu, kovulmuş şeytandan sana sığındırıyorum.”

3/37 Allah, onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi besleyip büyüttü. Onu, Zekerriya’nın kefaletine verdi. Zekerriya, mihrapta onun yanına her girdiğinde, orada bir rızık bulur ve sorardı: “Meryem, bu sana nereden?”Meryem de: “Bu, Allah katındandır; çünkü Allah dilediğini hesapsızca rızıklandırır.” derdi.

Birinci ayette İmran’ın karısının erkek beklediği halde kız doğurmasına şaşırması olağandır. Ancak “Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilmektedir” ifadesi ile tekrar “erilliğe” dikkat çekiliyor. Sonraki ayette “bitki gibi” ifadesinden de esinlenerek doğan çocuğun hermafrodit olduğu düşünülebilir.

Hermafroditlik, çift cinsiyetlilik olarak bilinir. Canlıda hem eril hem de dişil üreme mekanizmaları mevcuttur. Doğada bu özelliklerde hayvanlar ve bitkiler bulunmakla birlikte memelilerde nadiren olsa da görülmektedir.

Bir gebeliğin normal sürecinde canlı “dişi gelişim” gösterir. Ancak erkek yönde bir gelişim için gonadın HY ve TDF antijenleri ile uyarılması gerekmektedir.

Hermaforditizm dişil gelişim gösteren bir canlının Y kromozomu da barındırması olarak tariflenir. Yani bir dişide XX bir erkekte XY kromozomları varken hermafroditlerde XXY vardır.

Dişi Yalancı Hermafrodit ve Erkek Yalancı Hermafroditlerde durum farklıyken gerçek Hermafroditlerde XXY bulunur ve bu durum eşeysiz üreme için yeterli altyapıyı sağlamaktadır.

Ayette, “Erkek” beklendiği halde bir “kız” doğması ancak bu ifadenin Allah tarafından düzeltilmesi, Meryem’in hermafrodit olabileceğini düşündürmektedir.

Yorumun devamı Meryem’in hermafrodit olduğu varsayımı ile şekillendirilecektir.

ZEKERİYA’NIN DUASI

Zekeriya peygamberin dua ederek neslinin devamını sağlayacak ve halkına önder olacak birini istediğini Kuran’dan öğreniyoruz.

19/4 Şöyle demişti: “Rabbim, işte karşındayım. Kemik gevşedi bende. İhtiyarlıktan başım beyaz alevle tutuştu. Sana yakarma konusunda ise Rabbim, hiç bedbaht olmadım.”

19/5 “Ben, arkamdan gelecek yakınlarımdan endişe ediyorum. Karımsa kısır. O halde, katından bana bir dost bağışla;

19/6 Ki hem bana mirasçı olsun hem de Yakub hanedanına mirasçı olsun. Ve onu hoşnutluğunu kazanmış bir kul eyle, Rabbim.”

Devam etmeden önce dua konusunda bir hatırlatma yapmakta yarar var. Kuran genelinde incelendiğinde “dua” içerisinde bir “yorulmayı” barındırmaktadır. Yani “dua” edilen şey için bir yorulma, uğraşma gerekmektedir.

Zekeriya peygamberin duasının kabul edildiğini hemen arkasından gelen ayetlerden anlayabiliyoruz.

19/7 Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeliyoruz; adı Yahya, daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık.

19/8 Dedi: “Rabbim, benim için oğul nasıl söz konusu olur? Karım, doğurganlığını yitirmiştir, bense yaşlılığın gerçekten en ileri basamağına ulaştım.”

19/9 “Bu budur.” dedi. Rabbin şöyle buyurdu: “Onu yapmak benim için çok kolaydır. Nitekim daha önce de sen hiçbir şey değilken seni yaratmıştım.”

19/10 Dedi: “Rabbim, bana bir belge,işaret ver.” Dedi ki: “Belgen,işaretin, tastamam üç gece topluma hiç konuşmamandır.”

MERYEM – ZEKERİYA İLİŞKİSİ

Meryem’in Doğumu başlığında verdiğim 3/37 ayetinde Meryem’in kefaletinin Zekeriya’ya verildiğini okuyoruz. Peki, annesi ve babası olan Meryem’in kefaleti Zekeriya’ya nasıl ve neden veriliyor?

3/44 Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’e hangisi kefil olacak diye zar atarlarken sen onların yanında değildin; çekiştikleri zaman da sen onların yanında değildin.

Bu ayette çevirmenler Zekeriya peygambere zar, barbut vs gibi oyunlar oynattırsalarda ayetin orijinaline baktığımızda “kalemlerini atarlarken” (yulkune aklamehum) ifadesini görürüz.

Hermafrodit doğan Meryem’in durumundaki farklılıktan ötürü toplumun, tıp alanında önde gelenleri “kalemlerini” yani sahip oldukları ilimle önerilerini ortaya koyuyorlar.

Ortaya sunulan bu düşüncelerden Zekeriya’nın “kaleminin” güçlü olduğunu ve “kefaletin” Zekeriya’ya verildiğini 3/37′den anlıyoruz.

Karısı doğurgan olmayan Zekeriya ve hermafrodit olan Meryem böylece bir araya geliyorlar. Zekeriya, ortaya koyduğu ilmi gereği Meryem’i alarak çalışmak üzere (duası için yorulmak üzere) çekiliyor.

İSA’NIN BABASIZ DOĞUŞU

Zekeriya, Meryem’in hermafroditliğini inceleyerek, taşıdığı yumurtayı, aynı şekilde kendi vücudunun ürettiği sperm ile dölleme üzerinde çalışıyor. Deney ve çalışmaların sonucunda Zekeriya, Meryem’in vücudundaki yumurta ve spermi döllemeyi başararak Meryem’in, kendisine bir beşer dokunmadan hamile kalmasını sağlıyor.

Zekeriya’nın bir hermafroditi kendi vücudunun ürettiği yumurta ve spermi kullanarak gebelik başlatmasına rağmen, sonucun başarılı ya da başarısız olup olmayacağı bilinemiyor.

Doğum zamanı geldiğinde Meryem’in başarılı bir doğum yapması, yani baba olmadan sadece kendi vücudundan bir gebelikle çocuk doğurması şaşkınlıkla karşılanıyor.

Zekeriya’nın kendisinden sonra bir peygamber olarak toplumuna önderlik etmek üzere çocuk istemesi, Meryem’in kefaletinin kendisine verilerek, babasız bir gebelikle İsa’nın doğmasını sağlaması ile sonuçlanıyor.

Meryem’in beşikteki İsa’yı göstermesi, bebeğin gerçekten de ağzını açıp konuşmasını değil, tüm bu yapılanların “gerçekliğinin kanıtı” olmasını gösteriyor.

Bunu şöyle örneklendiriyorum.

Uçan bir arabayı hiç göstermeden sürekli “Uçan bir araba yaptım” dediğinizi düşünün. Sözünüzün hiç bir değeri olmayacaktır. Ancak “Uçan bir araba yaptım” deyip, ortaya uçan bir araba koyduğunuzda “araba konuşur”, ortaya koyduğunuz şey, yaptığınız işi anlatır…

Zekeriya’nın öne sürdükleri (attığı kalem) İsa’nın doğması ile gerçekleşmiştir, yani ortada olan çocuk “konuşmuş” ve öneriyi bilmeyerek Meryem’e iffetsizlik yakıştırması yapanlara da öneriyi bilenlerede “işi anlatmıştır.”

Özetle; Meryem, Zekeriya’nın kefaletinde tıpkı bitkiler gibi “eşeysiz” olarak üremeyi başararak aynı zamanda dünyaya getirdiği “erkek çocuk” ile Zekeriya’nın duasının da nasıl kabul edildiğini göstermektedir.



Yorumlar [ 18 ]

  1. Eda diyor ki:

    Merhaba Arif

    Makale çok düşündürücü olmuş,ve kabaca sorular belirdi kafamda.

    İsanın beden hali yahyamıdır? Yhut diğer adı? … See More

    Meryemein gebe kalması, ve kutsal ruhun, bunu ona bildirmesi makalenin neresinde yer alır?

    Bu kutsal ruhun meryeme gözükmesiyle,zekariyanın üç gün susmasıyla bağlantılı olabilirmi?

    Sanki zekariyanın erkekliği ile karısının dişiliği meryemde vücut bulmuş gibi…..

    Sevgiler..

    • admin diyor ki:

      Merhaba sevgili Eda;
      yazıyı çok fazla uzatmamak adına evet bazı noktalara değinmeden kısa geçtim. :-)

      Zekeriya’ya “Yahya” bağışlanıyor. “Yahya”, hayat, ihya, hayvan, hay gibi sözcüklerle aynı kökten geliyor ve Yahya’nın karşılığı “Yaşar” oluyor.
      … See More
      “Kutsal Ruh” diye çevrilen “Ruhul Kudüs” sözcüğüne baktığımızda “Kudüs” (kudsi, mukaddes ile aynı kök) “arındırmak” anlamından “arı, arındırılmış” gibi anlama geldiğini, Ruh sözcüğünün ise, “rıha” (rüzgar, esinti) kökünden gelip, Kuran’da terimleştirilerek Allah’tan gelen “bilgi esintisi” olarak kullanıldığını görüyoruz.

      Hermafrodit ve bekar olan Meryem’in mevcut durumunda çocuk sahibi olamayacağını bilmesi, karşısında bunu gerçekleştirmek üzere “tıpkı bir beşer gibi” duran “Arındırılmış Bilgiye” (Zekeriya) “Bu nasıl olacak?” diye sormasına neden oluyor.

      Zekeriya’nın halkına vahyettikten sonra mihraba çekilmesi, Meryem’in halkından uzak bir yere çekilmesi ile eşlenik olabilir ve bu süreç içerisinde Zekeriya “kaleminin” gereklerini yapmış ve Meryem’in tüm malzemesi kendinden olan gebeliğini başlatmış olabilir.

      Sevgiyle…

  2. emre tan diyor ki:

    arif hocam güzel yorum konu hakkında bilgiye sahip değilim ama fizik kurallarına bağlaman güzel.
    sınırsız ilim sahibi olarak Allah(c.c) bize neler öğretecek kim bilir?

  3. Korkut diyor ki:

    Merhaba Arif,

    bu konu ile ilgili, su sayfayi bir gözden gecirmeni isterim:

    http://kuranianlamametodu.blogspot.com/2008/08/hz-isa-peygamber-babasiz-deildir.html

    saygilar
    korkut

  4. Eda diyor ki:

    Merhaba

    3/44- Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem’i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur’a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.

    Meryemin sorumluluğunu alan Zekereyanın Meryemin oğlu İsanın babası olması sonucunu nereden çıkardınız neden Zekereya olarak düşündünüz de Yahya olarak düşünmediniz?

    Meryem’in oğlu İsa neden babasız olmasın?

    Tabiat kurallarına değinmenizi yerinde bulmakla birlikte ,şu ayeti tekrar düşünmenizi tavsiye ederim.

    Mryem 18:Meryem demişti:Ben senden Rahmana sığınıyorum takva sahibi biri isen dikkatli ol.

    Ayetten anlaşıldığı üzere Meryem o kişiye takva sahibi olup olmadığını soruyor.

    Bu meryemin tam olarak tanımadığı bir kimliğe işaret eder ki Ademin var olması için bir karışımın birleşmesine ihtiyaç vardır.

    Yahya Kuranda isim olarak hiç kimseye adaş olmamasıyla anılan Adem olarak tanımlanan ve tüm insanlığı simgeleyen başlangıç noktasıdır yahya kısır bir anne ve yaşı geçkin bir babanın kadınlığı ve erkekliğidir.Yahya yaşayan isanın kendisidir.

    Meryemin gördüğü kişi Yahyadır ve Yahya Meryemin erkekliğidir.

    Babasız olmak diye bir durum söz konusu değildir çünki Ademin babası yoktur anlatılmak istenen şey budur bunu daha iyi algılayabilmeniz açısından Meryemin yediği yiyeceklerin zekereyanın dikkatini çekmesi ve bu meyvelerin nereden geldiğini sorması olayı bilimsel yönde açıklıyor.

    Meryem kızmı doğmuştur yoksa Allah Meryemi Yahya kelimesi ilemi sperm üretebilen bir İNSAN mı kılmıştır?

    Şayet siz Ademin babası var diyor iseniz bilin ki Allah çocuk edinmemeiştir.O Ruhu verendir. O bedeni Evrenin yapı taşları ile süsleyendir.Ruh onun emrindedir ve O Evrenin klavuzu ile birlikte bizlerede Ruh vermiştir.

    Adem bir candır iki cinsten bir candır.Tek olan ALLAHTIR.

    http://kuranianlamametodu.blogspot.com/2008/08/hz-isa-peygamber-babasiz-deildir.html

    İsa’nın annesi olması babası olacağı anlamına gelmez!

    Meryem Yahya ile kodlanmıştır.

    • Arif Aydoğmuş diyor ki:

      Merhaba sevgili Eda,
      doğrusunu söylemek gerekirse bu yorumunuzun muhatabı ben miyim yoksa yorumunuzun sonundaki linkle ilgili düşünceleriniz mi anlayamadım.

      Bana hitaben yazdıysanız; “Şayet siz Ademin babası var diyor iseniz bilin ki Allah çocuk edinmemeiştir.” cümlenizin akılla bağdaşır bir yanı bulunmuyor ve neden burada sarfedildiğine bir anlam veremedim. Yazının başına dikkat ederseniz;

      Kuşkusuz bu yazı yalnızca bir “yorumdur”, gerçeği yalnızca Allah bilir.

      yazıyor. Yalnızca bir düşünce egzersizi olan bu yazı tıpkı sizin yorumunuzda olduğu gibi “BİREYSELDİR” ahkam kesmeyi ve gelin güvey olmayı gerektirmez… :-)
      Sevgiyle…

  5. sedat diyor ki:

    eğer ki bu yazdılarınız daha doğrusu yorumlarınız doğru ise hıristiyan
    dünyasını allak bullak edersiniz

  6. Ali Rıza Borazan diyor ki:

    HAZRETİ İSA PEYGAMBER BABASIZ DEĞİLDİR MAKALEME ELEŞTİRİ YAPANLARA CEVAP

    · Eray Eren

    ya kardeşim nerden çıkartıyosunuz bunları ya azcık bir kuran araştırmasıyla dediğiniz şeye bakın yazık açın ali imran suresini okuyun yada ben ekliyim buraya..

    Hani melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah, seni kendi tarafından bir kelime… İle müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da, ahrette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır.”

    “O, beşikte de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak, Salihlerden olacaktır.”
    Meryem: Rabbim! Dedi, bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur? Allah şöyle buyurdu: İşte böyledir, Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmedince ona sadece «Ol!» der; o da oluverir.

    ALİ İMRAN 45-46-47Devamını Gör

    10 saat önce · Beğen Beğenmekten Vazgeç · Eray Eren

    Kitap’ta Meryem’i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir mekâna çekilmişti.
    Onlarla arasına bir perde çekti. Derken kendisine ruhumuzu (Cebrail’i) gönderdik de o, düzgün bir insan şeklinde ona göründü

    .
    Meryem, “Senden, Rahmân’…a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)” dedi.

    Cebrail, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi.

    Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.

    Dedi: “İşte böyle! Rabbin buyurdu ki: ‘O benim için çok kolaydır. Böyle olması onu, insanlara bir mucize ve bizden bir rahmet yapmamız içindir. Hükme bağlanmış bir iştir bu.”

    Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.
    MERYEM 16-22Devamını Gör

    10 saat önce · Beğen Beğenmekten Vazgeç ·

    Erdoğan Doğrusöz bence de yanılıyorsunuz Çünkü ayet açık

    Bana erkek eli dokunmamışken nasıl çocuğum olur diyor.
    Kuran ayetlerini bilmeksizin yanlış yorumlamak büyük bir vebaldir. Unutmayın.

    10 saat önce, Facebook Mobil ile · Beğen Beğenmekten Vazgeç

    CEVAPLAR

    Kuranda Hazreti İsa peygamberin doğumu hazreti Meryem kıssası hazreti İsa peygamberin ölüp ölmediği Konusu epey tartışma konusu olmaktadır. Kuran Gerçekten açık bir kitaptır ama içerisinde bulunan Müteşabih olan ayetlerin anlaşılması için çaba göstermek, o konu üzerinde yoğunlaşmak gerekiyor. Kurandaki anlatılan Müteşabih bir ayet; Bir matematik ilminin, bir fizik ilminin, bir biyoloji ilminin, daha birçok ilimlerin ilim haline gelebilmesi için insanların gösterdiği gayret ve çaba neticesinde yoğunlaşılarak anlaşılabiliyorsa. Kurandaki Müteşabih ayetlerinde doğru anlaşılması için yoğunlaşılarak ilim haline gelmesi gerekir.

    Her ilmin kendisi içerisinde bir metodu yasası varsa o çelişkisizlikler o yasalar çerçevesinde anlaşılıyorsa kuranı anlamak ve kuranı anlamak içerisinde bir takım çelişkisizlikleri yakalamak için kuralları bilmek gerekiyor. Kuran açıp da tercümelerden meallerden anlaşılıverecek bir kitap değildir. Evet, tercüme olmasa da kuranın konuşma dilini bilmeden de kuranın anlaşılması elbette mümkün olamaz. Kuranın Arapçasında geçen kelimelerden de kuran anlaşılıveremez. Arapça bilmek ile kuranı anlamak elbette yakından alakalıdır. Ama Arapça bilmek demek kuranı anlamak demek olmadığının bilinmesi gerekir.

    Bir mucit insanların duymadığı insanların bilmediği bir şey ortaya çıkardıkları zaman hemen alışa geldikleri anlayışa ve yaşama bilgilere uygun olmadığından kabul eden insanların sayısı çok az olmaktadır. Asırlardır alışıla gelmiş bir anlayışı yıkmak onlardaki ezberi bozmak elbette kolay olan bir iş değildir. Peygamberlerin toplumlarda taşlanması öldürülmesi dövülmesi kovulması delilikle suçlanması bunlara güzel örneklerdendir.

    Peygamberler Gerek müşrik gerekse ehli kitap anlayışlarındaki anlayışları kökünden kaldırarak devrim yaparak, söylem ve eylemlerle karşılarına çıkmışlardır. Ama toplumların kavimlerin önde gelenlerine bu söylem ve eylemler kendilerine atılan bir tokat gibi gelmiştir. Allah katında insanlar arasında renkleriyle cinsleriyle ırklarıyla zenginlikleriyle fakirlikleriyle hiçbir fark olmadığı halde herkesin kendi bulunmuş olduğu konumda kendisine verilen görev ve sorumluklar içerisinde olayları Allah adına okuyarak her konumda onun koyduğu kurallar çerçevesinden ayrılmadan yaşamasıyla rol üslenmişlerdir.

    İşte onların üslendikleri rolü kim kendisine verilen imkânlar çerçevesinde yerine getirirse, Allah katında üstün olan odur. Biz bunları anlatırken konuyla ne alakası var diyerek kızmayın. Bu anlattıklarım kuranda geçen bir konunun kuranım tanımladığı şekilde bakabilmenin yöntemini ortaya koyar. Meryem kısasında ve ali İmran suresindeki Meryem İsa Zekeriya ruh Perde düzeltilmiş beşer ol kelimesi doğu tarafına çekilmesi elçi melek vs kavramları kuranın tanımladığı biçimde anlaşılmazsa nasıl konu anlaşılacak?

    Kuranda kullanılan adem ve eşine yemesi yasaklanan haram ağaç, Yahudiler hakkında kuranın anlattığı cumartesi yasağı, hazreti lut peygamberin sapan topluma mecazi anlatımla işte kızlarım diye bahsettiği Salih peygamberin deve kıssası İsrail oğullarına bela olan buzağı heykeli hazreti İbrahim’in ölü kuşları diriltmesi mutlaka kuranda anlatılmasını istediği anlamı yakalamakla konular anlaşılabilecek.

    Ayette böyle söylüyor sen ayeti nasıl söylediğinin dışına çıkarak hevana uyarak anlamaya anlatmaya çalışıyorsun? bu sapıklıdır. Gibi suçlamaları ben asla kabul etmiyorum. İnsanlar bilmediklerinin düşmanıdır.

    Şu soruların cevaplarını her insan kendisine sormalı ve cevabını kendisi aramalıdır.

    a)Eğer Bu güne Kadar İslam toplumlarında, ehli kitap toplumlarında veya puta tapıcıların din ve yaşam anlayışlarında din anlayışları doğru olmuş olsaydı. Kendi aralarında yüzlerce binlerce anlayış şekli olur muydu?

    b)Eğer İslam toplumlarında anlatılan din gerçekten Allahın anlattığı gibi anlaşılmış olsaydı, neden bizim âlim dediklerimiz insanlar arasında görüş ve anlayış farkı ortaya çıkıyor? Allah insanlara çelişkili bir din mi sunmuş ki, insanlar arasında birbirleriyle tutarlı olmayan din anlayışları ortada dolaşmaktadır?

    c)Her peygamber kendisinden önce gelmiş olan peygamberleri doğrulaması ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberi de müjdelemesi ne gibi bir mesaj vermektedir? Daha sorular sayılamayacak kadar devam eder gider.

    Evet, Allahın insanlara verdiği akılla Allahın göndermiş olduğu vahiy yaratılan evren arsındaki mutabakatı düşünen insanlar Allahın kuranda anlatılan konuları anlayabilir.

    Şimdi İsa peygamberin babasız olmadığı konusundaki görüşlerimi tekrar sorulan sorular ve yapılan itirazlar çerçevesinde anlatmaya çalışayım.

    19/16- Kitap’ta Meryem’i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.

    19/17- Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril’i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.

    Bu iki ayette Kuranda geçen Meryem hakkında bazı şeylerin bilinmesi gerekiyor. Kuranda kullanılan doğu tarafına çekilme ve ailesiyle kendisi arasında perde çekilmesi neyi ifade ediyor. Önce şunun iyi bilinmesi gerekir ki kuran iki kadından övgü ile söz eder. Birisi Meryem ikincisi de firavunun karısıdır. Bir de iki kadından nefretle söz eder biri Nuh’un karısı diğeri de Lut’un karısıdır. Kuran Meryem ile ilgili konuda bilgi verirken şöyle söylemektedir.

    3/35- Hani İmran’ın karısı: “Rabbim, karnımda olanı, ‘her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak’ Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen” demişti.

    3/36- Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: “Rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım.”

    3/37- Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya’yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: “Meryem, bu sana nereden geldi?” deyince, “Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir” dedi.

    Üç ayette Anlatılmak isteneni özetlemeye çalışalım. İmran’ın karısı da tevhidi bir düşünceye sahip idi. daha doğmadan önce Meryem hakkında olması gereken hali Allahın dışında toplumların anlattığı yaşadığı vahyin dışındaki din anlayışlarını reddederken, Allahın insanlara bağımlılık yapan Allahın haram saydığı içki kumar eroin esrar gibi yiyeceklerin yapılması bağımlılık yapan bütün davranışlardan uzaklaştırılmış bir evlat özlemi duymaktadır. Ve muhtemel ki İmran’ın karısı çocuğunu yetiştirirken bu isteğine uygun bir tevhit inancı yerleştirmektedir.

    Dikkat edilirse Kuranda, Zekeriya peygamberle Meryem hep beraber anılmıştır. Zekeriya bir peygamberdir. Peygamberler mal mülk peşinde değillerdir. Hiçbir peygamber kendisinden sonra miras bırakma çabasında da değildir. Ve mal olarak miras da bırakmamışlardır. Peygamberlerin tek endişesi kendisinden sonra gelecek kuşaklara Allahın dinini temsil edecek birini bırakamamaları endişesidir. Meleklerin Hazreti İbrahim peygambere gelip de bir erkek çocuğu müjdeledikleri zaman Karısının gülüp alay etmesi İbrahim peygamberinde bundan ümidi kesilmiş bir halde oluşu ihtiyarladım demesi Allahtan getirdiği mesajı toplum içerisinde kabul görmeyişi onu ümitsizliğe düşürmüştü.

    11/69- Andolsun, elçilerimiz İbrahim’e müjde ile geldikleri zaman; “Selam” dediler. O da: “Selam” dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi.

    11/70- Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki: “Korkma. Biz Lut kavmine gönderildik.”

    11/71- Karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. Biz ona İshak’ı, İshak’ın arkasından da Yakup’u müjdeledik.

    11/72- “Vay bana” dedi (kadın). “Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!..”

    11/73- Dediler ki: “Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz O, övülmeye layık olandır, Mecid’tir.”

    Ayetlerde bahsedilen İbrahim’in ihtiyarlamış kadın da kısır ve kocamış bir durumda iken elçilerin müjdelediği ishak ve Yakup’un geleceği dikkat ederseniz İbrahim peygamber’in hanımı tarafından alayvari gündeme geliyor. ve inanmıyor. Orada ben kısırken, kocamışken kocam da ihtiyarlamışken nasıl erkek çocuğum olur demesi onun zamanının doğurganlık yaşının geçmesi anlamında değil, zaten buna karısı bir ihtimal vermiyor. Oradaki erkek çocuk doğurması kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri kastetmektedir. İbrahim tek başına bir ümmetti onun çektiği işkenceler ve ona yapılan bunca zulümlere rağmen sabırla kişiliğinden taviz vermeden dayanması kendisinden sonra gelecek olan bir peygamberin oluşumuna gebe kalması olacaktır.

    Meryem suresinde bahsedilen meryemin doğu tarafında bir yere çekilmesi Kavmiyle bir anlaşmazlığının bir ifadesidir. Her peygamber ve Allah dostları halis bir dinde oldukları zaman hangi bir toplumda alkışla karşılandılar? Onların o duruşları ve yaşamları bazılarını rahatsız eder etmektedir de. İşte Meryem’in ailesinden koparak ve ailesiyle kendisi arasında perde çekilmesi iletişimin kesilmesini anlatmaktadır.

    Meryem ergenlik çağına geldiği ve başından bir çok belaların geçerek, arkasından Allah ona ümitlerin kesildiği bir zamanda rahmetini gönderiyor.

    19/17- Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril’i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.

    Bu ayette insanların anlayamadığı bir olay var. Ruh Kavramı ve kullanılan düzgün bir beşere başka anlamlar yüklenirse ayetin kastettiği mana elbette yakalanamaz. Web sayfamda Ruh can Ruh-ul Kudüs kavramlarıyla ilgili bir makalemde detaylı bir şeklide anlatmaya çalışmıştım. şimdi ruh ile ilgili konuyu burada anlatmaya çalışırsak konu çok uzayacak. Okuyucularda bundan sıkılacaktır. Kısa olarak Burada kullanılan müfessirlerin büyük çoğunluğunun algıladığı anlattığı gibi Cebrail değil buradaki ruh bir peygamberdir.

    Kuran’da ruh kelimesi değişik yerlerde değişik anlamlarda kullanılmıştır. İnsan için kulanmış. İnsanlarda iki yola da ruh tecelli ederek insanlarda hem şeytan hem de muttaki bir vasıf kazandırmıştır. Ama peygamberlerde Ruh onu diğer insanlardan ayırarak Allahın gönderdiği vahyin dışında bir söylem ve eylem oluşmadan onda yaşama kimliği onda şekillenmiştir.

    4/171- Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah’a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Onu (OL) kelimesini) Meryem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve elçisine inanınız; “üçtür” demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek İlah’tır. O, çocuk sahibi olmaktan Yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa o’nundur. Vekil olarak Allah yeter.

    “ve O’ndan bir ruhtur. İşte Meryem 17. ci ayetinde geçen ruh Cebrail değil Hazreti Meryem’e kuranın sadece peygamberler için kullandığı düzeltilmiş bir beşerdir. Kuran sadece insanların peygamber olanlarda güzel bir örek olduğunu söylemektedir. Peygamberler de elbette yanılır yanlış yaparlar. Ama onların yanlışları vahiyle düzeltilmiştir.

    22/ 52- Biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra Kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    “Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir”. İşte peygamberleri peygamber yapan diğer insanlardan ayıran özellik budur. Düzeltilmiş beşer işte Meryem’e gelen Kuranda meleğin insan suretinde geldiği konusunda nerde bir ayet var? Bu anlayış İsrailiyattan gelmedir. Meleklerin yaratılışı ve insanların yaratılışı farklıdır. Meleklerde akıl yok irade yok onlar sadece kendilerine kotlanmış bilgi alanı içerisinde secdelerini hem Allaha hem de insanlara yaparlar.

    Ayette geçen Ruh ve düzgün bir beşer kılığında görülenin melek değil Cebrail değil. Düzgün insan, düzeltilmiş bir beşerdir. Yani peygamber olan biri olduğudur.

    19/ 19- Demişti ki: “Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım).”

    19/20- O: “Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken” dedi.

    “Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim” Bütün peygamberler elçidirler. Elçi olan peygamberlerin özelliği kendilerinden olanları doğrular ve tasdik ederler ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberi de müjdeler peygamberler aynı zamanda erkeklerden olmaktadırlar. Eğer Burada gelen elçi melekse klasik olarak düşünenler için söylüyorum Cebrail peygamberlere mi vahiy getirir yoksa peygamber olmayana da mı vahiy getirirler. İşin püf noktası burasıdır. Meryem’e erkeç çocuk armağan etmek için geldim diyen ve Hazreti İsa daha gündemde yokken hazreti İsa hakkında Meryem bilgi veren Cebrail olması mümkün’mü? Bu anlayış vahiy orijinli dine iman edenlerde büyük bir infial olmaktadır.

    Hazret İbrahim’e gelen elçilerin bir erkek çocuk müjdelediklerinde ibrahimin karısının ihtiyarlamış kısır olduğu iddia edilerek şaşkınlık yaratıyorsa Meryem’e gelen elçi de Meryem için hem bir çocuk armağan etme hem de bir erkek çocuk müjdelemesi neticesinde meryemin “Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken” dedi” diye söylemesinden doğal ne olabilir ki. Evet, Meryem toplumun din farklılığı anlamda azgın ve utanmaz biri olarak adlandırmaları onun ahlaki yönden fahişe anlamında değil onun kendi dinleriyle uyum sağlamadığı için böyle bir ifade kullanılmıştır. Bu ifade sadece Meryem’e değil bütün peygamberlere ve Allah dostlarına kullanılmış onları yerinden yurdundan sürüp kovmuşlardır.

    Meryem ne bir evlenmişti nede iman etmeyenlerin sandığı gibi fahişe değildi. O Allahın bir bitki nasıl kendisine verilmiş görev ve sorumluluk seyri içerisinde bozulmadan duruyorsa meryemin de yaratılışta verdiği sözün arkasında duruyor anlamında bitkiye benzetilmiştir. O evlenmedi Allahtan bir elçi bir çocuk armağan etmek için Meryem’e evlilik teklif etti ve bu evlilik bir peygamber olan elçi ile gerçekleşti.

    19/ 21- “İşte böyle” dedi. “Rabbin, dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır).” Ve iş de olup bitmişti.

    Kuran Allah’a göre zaman olmadığını zaman insanlara göre olan bir kavram olduğunu vurgulamaktadır. Kâinat ol dediği zaman oluverdi başka ayetlerde altı günde yaratıldığını ifade etmesi Âdeme isimleri öğrettik ve saydılar ifadesi insanın var oluşunda yok oluşuna kadar geçen zamanı bir çırpıda özetlemesi bu ayette de ol demesiyle olur ifadesiyle oluyor olmayı ama bir zaman süreci içerinde olay seyretmektedir. Eğer ol kelimesi hemen olma anlamında ise dokuz ay karnında taşımasını nereye koymamız gerekiyor.

    Mucize ve ayet kelimeleri sanki Allah Cebrail geldi babasız olarak Meryem’e bir çocuk müjdeledi ve çocuk da oluverdi ifadesiyle mucizeyi sünnetullaha ters bir anlam içerisinde düşündüklerinden dolayı sıkıntı doğuyor. Allah bir erkekle bir kadın birleştiği zaman bir damla sperma ile ana rahminde birleşerek çocuğun olabileceğini anlatıyor. İkinci Ayet de Peygamberlere gönderilen vahiylerdir. ve bu vahiylere uygun yaşayan insan bir ayet değil mi? İşte Kuran bütünlüğü içerisinde yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan Allahın evre koyduğu yasalarla vahiylerin bütünlüğü bize doğru bir anlayışı verecektir.

    Bir Başka anlaşılan konu

    3/ 59- Şüphesiz, Allah Katında İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” demesiyle o da hemen oluverdi.

    Klasik anlayışa göre Âdem anlayışı insanların ilki ve peygamber olan onun sağ kaburga kemiğinden yaratılan Bir Havva portresi insanların kafalarında fotoğraflanmaktadır. Eğer Bu doğru olsa bile İsa’nın yaratılışı âdemin yaratılışı gibi ayetinden İsanın babasız yaratılmasına delil olmaz. O anlayışta i Âdem babasız ve anasız yaratılmıştır. İsa ise anası var babası yok nasıl yaratılış aynı olur? Böyle düşünülürse. Mantık doğru düşünmenin kurallarını prensiplerini öğreten ilimdir. Mantıklı düşünen birisi Allah mantıksız bir haşa benzetme mi yapmış?

    O zaman kuranda iki tip âdemden söz edilir birisi adam olan insan olan âdem. Bunun yatılışını kuran bakara otuzuncu ayetten otuz yedinci ayete kadar yeryüzünde yaratılan varlıkları intak Sanatı yaparak anlayanlara çok güzel izah etmiştir.

    3/ 59- Şüphesiz, Allah Katında İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” demesiyle o da hemen oluverdi.

    Ehli kitabın ve İslam toplumlarındaki Yanlış anlayışa kuran son noktayı koyarak, ne tartışıp duruyorsunuz İsa da siz âdem nasıl topraktan ve bir anne babadan meydana geldiyseniz İsa da öyle meydana gelmiştir. Zekeriyacı gönderdik Zekeriya ona evlenmeyi teklif etti ve İsa da bu şekilde oluştu Mucize olan budur.

    Kuran Bakınız hiçbir yerde onunla ilgili bilgi vermediği halde insanların bazı şeyleri deneme yanılma evrendeki yaratılan varlıklardan bazı şeyler ile insanların öğrenebileceğini anlatmaktadır.

    2/222- Sana ‘kadınların aybaşı halini’ sorarlar. De ki: “O, bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda) yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah’ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tövbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.”

    “Allah’ın size emrettiği yerden onlara gidin.” Bu ifade kuranın neresinde var? İşte kuranda anlatılanların hepsi evrende var. Onların detayları ile ilgili bilgileri Allah biz istediğimiz yönde yöneldiğimiz zaman bize vermektedir. Şifrelenmiş bilgileri Allah bizim aklımızı kullanarak donulduktan hantallıktan kurtulmak için bizim bulmamızı istiyor.

    Zekeriya peygamberi İsa peygamberin babası olduğu ile ilgili bilgileri böyle şifreli bir şekilde anlatmıştır. Bunun bir adı da Müteşabih mecaz anlatımdır.

    3/44- Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vah yediyoruz. Onlardan hangisi Meryem’i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur’a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.

    Bu ayette anlatılan sorumluluk için kuran bizim insanların anladığı anlamda şans oyunu olan kura değil burada anlatılmak istenen Meryem’le evlilik içi aday olma konusudur.

    3/ 37- Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya’yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: “Meryem, bu sana nereden geldi?” deyince, “Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir” dedi.

    3/38- Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim, bana Katından tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen, duaları işitensin” dedi.

    İşte Zekeriya’nın duası fiiliyatla söylemin buluşması olan Meryem’le evliliği ve arkasından Allahın ona müjdelediği Yahya ve İsa bir peygamber olarak karşımıza çıkmaktadır.

    19/ 7- (Allah buyurdu:) “Ey Zekeriya, şüphesiz Biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; Biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız.”

    3/ 39- O mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: “Allah, sana Yahya’yı müjdeler. O, Allah’tan olan bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir.”

    Bazılarının söylediği gibi Yahya isa değil Yahya İsa’nın baba bir ana ayrı üvey kardeşidir. İsa’yı doğrulaması Aynen Harun ve Musa gibidir. İsa peygamber Yahya ise onu destekleyen doğrulayan elçilerdendir.

    Sonuç:

    İsa babasız değil babası Zekeriya peygamberdir.

    İsa nasıl âdem, insan topaktan yaratılıyorsa İsa da topraktan yaratılmış diğer âdemlerin diğer insanların yaratılışı nasıl sünnetullah olarak bir anne bir babadan meydana geliyorsa İsa da öyle meydana gelmiştir.

    Meryem Allahın övdüğü kadındır ırzını korumuştur. Ve Zekeriya peygamberle evlenmiş İsa peygamber ayet olarak gelmiştir.

    Kuranianlamametodu.blogspot.com.

  7. Ali Rıza Borazan diyor ki:

    HZ İSA PEYGAMBER BABASIZ DEĞİLDİR
    Hz İsa peygamberin babasız olması ile ilgili Kur’an da hiçbir ayet yoktur. Bu anlayış Hıristiyanlar tarafından uydurulmuş bir inançtır. Zaten İslam toplumlarındaki Kur’an’a dayanmayan sözlerin büyük bir kısmı ya Yahudilerin uydurduğu ya da Hıristiyanların uydurduğu hikayelerdir.
    Daha önce de belirttiğimiz gibi bir şeyin doğru olması için şu dört şeyin uyum içinde olması gerekir demiştik. (Kur’an, ilim akıl ve pratik hayat)
    Şimdi Kur’an da geçen Hz İsa ile ilgili ayetlerden Hz İsa peygamberin babasız doğduğuna dair bir sonuca varabilecek miyiz?
    3/35- Hani İmran’ın karısı: “Rabbim, karnımda olanı, ‘her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak’ Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen” demişti.
    3/36- Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: “Rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım.”
    3/37- Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya’yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: “Meryem, bu sana nereden geldi?” deyince, “Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir” dedi.
    3/38- Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim, bana Katından tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen, duaları işitensin” dedi.
    3/39- O mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: “Allah, sana Yahya’yı müjdeler. O, Allah’tan olan bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir.”
    3/40- Dedi ki: “Rabbim, bana gerçekten ihtiyarlık ulaşmışken ve karım da kısırken nasıl bir oğlum olabilir?” “Böyledir” dedi, “Allah dilediğini yapar.”
    3/41- (Zekeriya) “Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver.” dedi. “Sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et.” dedi.
    3/42- Hani melekler: “Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı,” demişti.
    3/43- “Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et.”
    3/44- Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem’i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur’a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.
    3/45- Hani melekler, dediler ki: “Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ‘seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır.”
    3/46- “Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir.”
    3/47- “Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir?” dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona “ol” der, o da hemen oluverir.”
    3/48- “Ona Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek.”
    3/49- İsrailoğulları’na elçi kılacak. (O, İsrailoğulları’na şöyle diyecek:) “Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah’ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah’ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.”
    3/50- “Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin.”
    3/51- “Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur.”
    3/52- Nitekim İsa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahid ol” dediler.
    3/53- “Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahidlerle beraber yaz.”
    3/54- Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır.
    3/55- Hani Allah, İsa’ya demişti ki: “Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.”
    3/56- “İnkar edenleri ise, dünyada ve ahirette şiddetli bir azapla azaplandıracağım. Onların hiç yardımcıları yoktur.”
    3/57- “İman edip salih amellerde bulunanların ecirleri eksiksiz ödenecektir. Allah, zalim olanları sevmez.”
    3/58- Bunları Biz sana ayetlerden ve hikmetli zikirden (Kur’an’dan) okuyoruz.
    3/59- Şüphesiz, Allah Katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” demesiyle o da hemen oluverdi.
    Şimdi Hz İsa ile ilgili geniş açıklama yapan bir surede geçen ayetleri de aktardıktan sonra konu ile ilgili yorumumuza geçelim.
    19/16- Kitap’ta Meryem’i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
    19/17- Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril’i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
    19/18- Demişti ki: “Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma).”
    19/19- Demişti ki: “Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım).”
    19/20- O: “Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken” dedi.
    19/21- “İşte böyle” dedi. “Rabbin, dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır).” Ve iş de olup bitmişti.
    19/22- Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.
    19/23- Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: “Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.”
    19/24- Altından (bir ses) ona seslendi: “Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır.”
    19/25- Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin.”
    19/26- Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: “Ben Rahman (olan Allah)’ a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.”
    19/27- Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: “Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın.”
    19/28- “Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi.”
    19/29- Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: “Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?”
    19/30- (İsa) Dedi ki: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı.”
    19/31- “Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti.”
    19/32- “Anneme itati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı.”
    19/33- “Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de.”
    19/34- İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri “Hak Söz”.
    19/35- Allah’ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O Yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: “Ol” der, o da hemen oluverir.
    İşte Kur’an da Hz İsa ve Meryem hakkında geçen ayetler bunlardır. Ayetlere dikkat ettiğimiz zaman Hz İsa’nın babasız olduğunu ima eden bir ayet yoktur. İnsanların bugüne kadar ki ağızlarına doladıkları “Hz İsa babasızdır” sözü Hıristiyanların uydurdukları bir sözdür. Şimdi Kur’an dan naklettiğimiz bu ayetlerden Hz İsa’nın babasının olmadığı ile ilgili bir anlam var mı? Bunu Kur’an’ın kendi bütünlüğünde o konunun ilminde akla ve pratik hayata ters düşmeden güçlü bir mantık ölçüsü içerisinde incelemeye çalışalım.
    İnsanların Hz İsa hakkında söylediklerini zan ve tahminle konuştuklarına karşılık Kur’an” şüphesiz Allah katında İsa’nın durumu ademin durumu gibidir. Onu topraktan yarattı sonra ona ol demesiyle o da hemen oluverdi.” Kur’an’ın sanatsal bir üslupla anlattığı olaylar insanlar tarafından algılanamadığından neticesi düzgün olmayan bir anlayış ortaya çıkıyor. Temeli düzgün atılmayan bir bina düzgün yapılamadığı gibi temeli düzgün olmayan bir dinin neticesi de düzgün olmaz.
    Bakınız Kur’an Hz İsa’nın yaratılışını ademe benzetirken ademin nasıl yaratıldığını izah ediyor.
    22/5: Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.”
    23/12 – Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.
    23/13- Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
    23/14- Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir.
    23/15- Sonra bunun ardından siz gerçekten ölecek olanlarsınız.
    İşte Kur’an mümin ve haç surelerinde geçen ayetlerde “ol dedi mi oluverdi” ayetini böyle açıklıyor. Yani bir insanın oluşabilmesi için erkek sperminin kadın rahminde yumurtalıkla alaka kurarak orada belirli aşamalardan geçtikten sonra ancak doğuyor ve yeni bir hayatla karşılaşıyor.
    Bakınız ayetleri çok iyi tahlil ettiğimiz zaman öyle olduğu anlaşılır.
    “ Ona ruhumuzu göndermiştik , O da düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.”
    Bu ayet orada ruh kelimesinin ne anlama geldiğini anlamakla ancak anlaşılabilir. Dikkat edilirse , Peygamberlerin özelliklerinden biri de yanlışlık yaptıkları zaman vahiyle düzeltilirler. Diğer insanlarda böyle bir haslet yoktur.
    Vahyin gözetimine giren her insan ,Düzeltilmiş bir beşerdir. Vahyin kontrolüne giren peygamberler de kendi istek ve arzularına göre yaşamaz ve söylemez.
    53/3” O hevadan konuşmaz o ( söyledikleri vahyolunmakta olan vahydir.)
    Allah’ın kedi ruhundan üflediği ve onu kutsal ruhla desteklediği, bir peygamber Hz. Meryem karşısına dikiliyor. Ve konuşmalar başlıyor.
    19/18:” Demişti ki: “Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma).”
    Genelde müfessirler Hz Meryem’in karşısına gelen kişinin Cebrail olduğunu söylemişlerdir. Bu anlayış hem Hıristiyan alemini teslis(üç Allah) inancına götürerek bu inanç Hz İsa’nın babası yok anlayışıyla İslam müfessirlerine sıçramıştır.
    Hz Meryem’in karşısına gelen Cebrail değil Allah’ın peygamber olarak gönderdiği bir elçidir.
    19/19: Demişti ki: “Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım).”
    Şimdi yine gelen elçinin bir peygamberin bir erkek çocuktan söz ederek müjdelemesi bize birçok şeyleri çağrıştırıyor.
    33/23:” Mü’minlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.
    Dikkat edildiği zaman hep ayetler hem birbirleriyle çelişkisiz bir halde dizilmiş hem de birbirleriyle diyalog halindedir. Erkek adamın verdiği söz neymiş Kur’an dan ona bir bakalım.
    7/172:” Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti de) Onlar: “Evet (Rabbimiz’sin), şahid olduk” demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.
    İşte Kur’an da bahsedilen ve sözünde duran erkek adam ve çocuk bu. Allah’tan başka rab kabul etmeyen, ölümü, dirimi, hayatı Allah’a ait olan adamlardır. Yine konumuza dönecek olursak Allah’ın gönderdiği ruh; bir elçi olan peygamberdir. Her peygamber kendinden öncekileri doğrular ve tastik eder ve kendinden sonraki gelecek olan peygamberi müjdeler. İşte elçinin müjdelediği erkek çocuk insanlara bir ayet ve bir belge olan Hz İsa’dır. Bakınız Hz İsa da gelecek olan bir peygamberi nasıl müjdelemektedir.
    61/6:” Hani Meryem oğlu İsa da: “Ey İsrail oğulları, gerçekten ben, sizin için Allah’tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi “Ahmed” olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim” demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: “Bu, açıkça bir büyüdür” dediler.
    Demek ki bu gelen elçi Rastgele bir elçi değil Allah’ın bildirmesiyle geleceği bilebilen gayıptan haber verebilen bir elçidir..
    Yine elçi ile Hz Meryem arasında konuşma devam ediyor.
    19/20”O benim nasıl erkek bir çocuğum olabilir.Bana hiçbir beşer okunmamışken.ve ben azgın utanmaz (bir kadın)değilken dedi.”
    Kur’an burada toplumun Hz Meryem hakkındaki yanlış düşünce ve anlayışından onu temizleyip arındırıyor. Bir de asıl önemli olanı da Hz Meryem’in Topluma karşı yabancılaşması idi
    19/21”İşte böyle dedi Rabbim dedi ki bu benim için kolaydır.Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmt kılmak için,(bu Çocuk olacaktır.) ve iş de olup bitmiştir.
    Kur’an her halde O Elçinin evliliğinden söz ederken, Düğünün nasıl geçtiğini kaç kişi ile düğün yapıldığını, Kimlerin düğüne davet edilip edilmediğini, Yatak odasının kaç katlı olup olmadığını , Anlatacak değildir herhalde.
    Bakınız olup bitti Ol Dedi hemen oluverdi ifadesini kullanıyor arkasından,
    19/22: Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.
    Soruyorlar, Allah isterse babasız çocuk meydana getiremez mi.? Elbette Allah dilediğini dilediği gibi yaratır. Kur’an’ın kendi bütünlüğü içerisinde olayları eşyanın yapısına akıla ve pratik hayatla özdeşleştirdiğimiz zaman Allah’ın Evrene koyduğu yasayla uyuşmaz çelişki meydana gelir.
    Eğer öyle her şeyde bir intizam ve kural olmasaydı kainat fesada uğrardı. Şimdi Kur’an da geçen altı kalın çizgilerle çizilmesi gereken olmazsa olmazları belirleyen bazı ayetleri konu içerisinde naklatmeye çalışalım.
    22/47:” Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va’dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.”
    Allah evrende bir yasa koymuştur. Bu yasa kesinlikle doğal seyri içerisinde işler durur dünya dönmez diyenlere onlar dönmez dese de Galileo’nun dediği gibi döner durur.
    30/30: “Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.”
    İşte bu ayet insanlardaki geleneksel bir din anlayışını kökünden söküp atarak Hz İbrahim’in oluşturduğu bir din anlayışına insanları davet ediyor. Israrla devamlı üzerine basa basa vurguladığım din anlayışı Allah’ın yarattığı varlıklarla gönderdiği vahiylerin çatışmadığı bir din anlayışıdır. İşte Allah insanların üreme biçimlerini izah ederken bir erkek ve bir dişiden olduğunu söylüyor. Ve bununla ilgili bir yaratış biçimi koyduğunu vurgularken Hz İsa’nın babasız ve erkeksiz meydana geldiği inancı İbrahim dinini fıtrat dinini kökünden söküp atıyor.
    30/43: “Öyleyse sen, Allah’tan (bir takdir olarak) geri çevrilmesi mümkün olmayan gün gelmeden önce, yüzünü dimdik ayakta duran dine çevir. O gün parça parça bölünecekler.”
    Deveye demişler ki; boynun neden eğri, o da demiş ki nerem doğru demiş. Aynen onun gibi bugünkü toplumun algıladığı yaşadığı din de öyle değil mi? Sadece Hz İsa’nın babasız doğduğu inancı değil, daha sayılamayacak kadar yanlışlıklarla dolu bir din anlayışı ortada dolaşmaktadır. Onları ilerde inşallah zamanı geldikçe izah etmeye çalışacağım.
    Peygamberlik dönemi devam ederken toplumların sorunlarını, helallerini ve haramlarını Allah kesin olarak seçtiği elçiler aracılığı ile bildiriyordu. Fakat bunlar peygamberler öldüğü zaman peygamber söyledi denilip de peygamber söylemediği halde toplumlarda yanlış bir din anlayışı oluşturulmuşsa şimdi de Kur’an ortada olduğu halde orijinalliği bozulmamış ve bozulmayacak bir şekilde Allah’ın korunması altında olduğu halde Kur’an da ki söylenenleri değil Kur’an’ın dışında hikayeler ve yalan hadislerle İslam de bahsedilen dinin yozlaştığı görülmüştür. İşte Tevrat ve İncil’in bozulduğu gibi Kur’an sız olan İslam da bozulmuştur.
    Kur’an bir zikir ehlinden bahsetmektedir. Kur’an’ın bahsettiği bu zikir ehli eşyanın esrarını düşünen, çözen ve kendi sahasında uzman olanlardır. Dünyadaki hangi konu ile ilgili bir ilim dalı varsa onların adı hep zikir ehlidir. Bir doğruya ulaşmak için onların hangisi ile ilgili bir bilgi edinilecekse o konu ile ilgili uzmana sorulduğu zaman doğru bir bilgi alınır peygamberler vahyin dışında bilmediği bir konu hakkında bilgi edinecekleri zaman onlarda Allah tarafından zikir ehline yönlendiriliyorlardı.
    3/159: “Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”
    Düşünüldüğü zaman peygamberler bazılarını söylediği gibi eğer o konularda ihtisas görmemişse bir doktor, bir piskolok veya bir astronomi uzmanı değildir. O Allah’ın vahyettiği dışında hiçbir şey bilmez.
    Bakınız din ve yaşam biçimi otorite haline gelmiş Hz Süleyman peygamber kendine tabi olmuş halkın dışında değişik inanç ve yaşam biçimlerine sahip olan yabancılardan ordu kurarak düşman karşısında güçlü bir hale gelmeyi başarıp zafer kazanmıştır.
    27/17: “Süleyman’a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.”
    Başka ayetlerde de;
    34/12: “Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim Bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddırırdık.
    34/13-Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. “Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın.” Kullarımdan şükredenler azdır.”
    Akıllı insan hm kendi aklını kullanan hem de başkalarının aklından istifade etmeyi bilen insandır.bir işe kendi gücü yetmediği zaman başkalarını da devreye sokarak o işin üstesinden gelebilir. Bununla ilgili bir kıssa aklıma geldi.
    Filozof Beydaba anlatıyor; tongar kuşu diye bir kuş varmış bu kuş o kadar küçükmüş ki deve kuşu yumurtasının içine filin geçtiği yol üzerine bir yuva yapmış. Hem de yavruları da varmış. Bir gün tongar kuşu yavrularına yem bulmaya çıktığında filin yolu üzerinde bulunan yuvayı fil çiğnemiş. Tongayr kuşu da filin önüne hazır olup, demiş ki “sen benim yuvamı büyük olduğun, kibirlenip büyüklendiğin için mi çiğnedin?”. Filde “evet” diyor. Tongar kuşu da ben senin hesabını görürüm deyip ayrılıyor. Ve saksağan ile karganın yanına varıyor. Başından geçenleri onlara anlatıyor. Saksağan ve karga duruma çok üzüldüklerini fakat yapacak bir şeylerinin olmadığını söylüyorlar. “Kocaman file biz ne yaparız” deyince toygar kuşu diyor ki; “siz beninle gelin ben ne dersem onu yerine getirin” filin yanına geldiklerinde gözlerini oyun diyor. Kargayla saksağan filin gözlerini oyuyorlar. Filin gözleri kör olunca bulunduğu yerden ayrılamıyor. Oradaki otlarla yiyeceklerle yetiniyor. Fil o kadar susuyor ki bu sefer su içeceği zaman toygar kuşu bir nehrin kenarına gidiyor, kurbağalara başından geçenleri anlatıyor. Kurbağalar iyi ama “biz kocaman file ne yapabiliriz ki” diyorlar. Toygar kuşu diyor ki “filin gözleri görmüyor, filin çevresinde de büyük bir uçurum var o uçuruma varacaksınız ve ötmeye başlayacaksınız. Filde orada su var sanacak ve uçurumdan aşağıya yuvarlananıp geberecek. Böylece onun şerrinden kendimizi koruyacağız ve tongar kuşunun dediği gibi yapıyorlar. Fil kurbağaların öttüğü yerde su var sanıp yürüdüğü zaman, uçurumdan yuvarlanıp yere yatıyor. Tongar kuşu üzerine çıkıyor “ey fil sen büyüksün gururlusun öylemi?” diyor. “Allah gururlanıp kibirlenenleri sevmez, bak benim gibi küçücük tongar kuşunu büyülttü, yücelti senin gibi gururlanıp kibirlenen fili devirerek yere yatırdı” diyor.
    Gördüğünüz gibi aklı kullanmak ne büyük sanılan şeyleri devirip küçük hale getirebiliyor. Yine tekrar konumuza dönelim.
    Şimdi ilme, Kur’an’a ve pratik hayata baktığımız zaman Hz İsa’nın babasının mutlaka olduğunu, babasız asla bir çocuğun olmayacağını öğrendik. Şimdi de Hz İsa’nın babasının kim olduğunu tespit etmeye çalışalım.
    Kur’an da geçen Hz İsa ve Hz Meryem ile ilgili ayetlerde Hz Meryem’in diyalog kurduğu elçi İslam dünyasının algıladığı gibi bir melek değil insanlarla Allah arasında olan bir elçidir. Yani Hz Meryem’in kocasının bir peygamber olduğu kesindir. Ben Hz İsa’nın babasının Zekeriya peygamber olduğunu söylemem benim yorumumdur. Doğrusunu Allah bilir.

  8. Ali Rıza Borazan diyor ki:

    HZ. İSA’NIN BABASI ZEKERİYA PEYGAMBERDİR
    3/44” Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem’i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur’a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin

    Acaba kur’an sorumluluktan bahsederken neyi ifade etmek istemiştir.?Önce bunu çözmek gerekiyor, Ben diyorum kiakıl baliğ çağına ermiş Erkek olsun kadı olsun. Aklı yerinde olan herkes,din seçmede yol seçmede, kendi kendisine yetkili ve sorumludur. Her aklı başında olan insan yanlışa da doğruya da gitse hesabını yalnız başına Allah’a verecek, Yalnız Evlilik olayında takva iktidarını kurmuş olan bir erkek,Eşinin yanlış yaptığı davranışlardan dolayı sorumludur. Eğer takva yolunda yürüyen bir erkek eşini Allah’ın haram kıldığı şeylerden bütün cehdini gösterdiği halde engel olamamışsa Ki gerçekten buna gücü yetmeyebilir. Yol ve dinleri farklı bir evliliği Allah yasaklıyor. İnşallah bunları Evlilik ve talâk bahsinde geniş geniş izah edeceğiz inşallah.
    Sorumluluk almak demek onun yapmış olduğu bütün davranışlara kefil olmak demektir. Eğer kadın veya erkeklerden herhangi birisi Allah’ın yasakladığı büyük günahlardan,Herhangi birini yaparsa evlilik sözleşmesi bozulduğu gibi , velayet hakkı da kalkar.
    4/34” Allah’ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde ‘sorumlu gözeticidir.’ Saliha kadınlar, gönülden (Allah’a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah Yücedir, büyüktür
    Allah erkeğe güç kuvvet vermişse o oranda da Sorumluluk Yüklemiştir. Şimdi böyle bir tablodan bahsederken, Allah ın ortaya koyduğu Ve dininin adını İslam diye isimlendirdiği Bir Projeden bahsediyoruz. Müslüman’ım diyen her insanın, Her meselesini bu proje içinde değerlendirmesi ve çözmesi gerekmektedir.
    Bir örnekle bunun anlaşılmasını kolaylaştırmaya çalışalım. Diyelm ki elli kg ağırlığında bir adam var, bunun yanında seksen kg ağırlığında bir adam daha var , şimdi bunlara ihtiyaç olan kalori ve yaptıkları iş ve harcadıkları kalori aynı olur mu? Elbette aynı olmaz aynen onun gibi erkeği kadına göre kavvam yaratmıştır.
    Evlilik Hayatı Toplum içerisinde ayrı ayrı yaratılış ve kültür farklılığı olan iki kişinin bir hayatı paylaşmasının adıdır. İnanıp iman eden ve Salih amel işleyenler için hayat bir imti
    han ve bir denenmedir.
    Evli olan erkek ve kadın hayatı beraber omuzlamak için kendilerine birer rol verilmiştir Kim kedilerine verilen bu rolü Allah’ ın tarif ettiği şekilde oynarsa Kadın olmuş erkek olmuş hiç fark etmez, o Allah katında sevabını almıştır.
    Eğer kadın ve erkekten herhangi birisi görevini suistimal ederse O aile hayatı fesada uğrar. Hedefe ulaştırılmak için yüklenilen yük hedefe varamaz. Evlilik hayatı çatırdamaya başlar. Onun için Allah Erkeği Ailede reis yaparak sorumlu ve gözetici kılmıştır. Zikir ehli olanlar iyi bilirler ki başsız ve reissiz toplumlar ayakta kalamazlar. Mutlaka bir yönetici bir direktör olması gerekmektedir. Eğer Allah Reislik Konumunu Aile hayatında erkeğe vermişse Bunu Eleştirenler Allah a karşı haksızlık ediyor demektir.
    Zaten Kadın ile erkek yaratılış farkı bakımından incelendiğinde Allah’ın erkeği reis yapması ne kadar doğru olduğu anlaşılacaktır. Evliliğin düzgün bir şekilde yürüyebilesi için kovulmuş şeytanın tuzağına düşmemek için Allah kadını ve erkeği birbirlerine veli kılarak yanlış şeylerde birbirlerini engellemek doğru ve hayır olan şeylerde birbirlerini destekleyerek Kur’an yol göstericiliğinde belirlenmiş olan ecele kadar düzgün bir şekilde yürürler.
    9/72: “Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetmiştir. Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”
    Artık bu kadar bilgiden sonra Hz Meryem’le ilgili konumuza devam edelim.
    3/37: “Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya’yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: “Meryem, bu sana nereden geldi?” deyince, “Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir” dedi.”
    Daha önce de bahsettiğimiz gibi hiçbir insan reşit olan hiçbir insanı yola getirme sorumluluğuna sahip değildir. Ama eşleri daha önceki bahsettiğimiz ayetlerden de anlaşıldığı gibi kadınlar eğer vahiy rotasından saparlarsa nasihat ve uygulamalar fayda etmemişse boşar ve üzerindeki hem sorumluluk kalkar hem de velilik hakkı kalkar. Ayette bahsedildiği gibi Zekeriya peygamberin Hz Meryem üzerinde sorumlu olduğundan bahsetmektedir. O zaman diyebiliriz ki; “demişti ki ben yalnızca rabbimden gelen bir elçiyim, sana tertemiz bir erkek çocuk müjdelemek için (buradayım).” Ayetindeki elçi Zekeriya peygamberdir. İşte her peygamber kendilerinden önceki peygamberleri doğrulayıp tasdik eden ve kendinden sonra gelecek olan peygamberi müjdelemesi nedeniyle o elçinin bir peygamber olduğu kesindir. Öyleyse Hz İsa’nın babası Zekeriya peygamber demek doğru olur kanaatindeyim. Doğru olanı
    Allah bilir ama Bu anlayış Kur’an’a, ilme, akıla, pratik hayata daha uygun bir anlayıştır diyorum.

    • Arif Aydoğmuş diyor ki:

      Merhaba sevgili Ali Rıza Bey;
      bu yorumumu yazdıktan bir süre sonra, gelen yorumlardan birinde bir arkadaş sizin sitenizi ve konuyla ilgili yazınızı önermişti ve ilgiyle okumuştum yazdıklarınızı. Sitenizdeki yazınızın giriş cümlelerinde önemli bir şeyi farkettim. Gerçekten de İsa peygamberin “babasız olduğu” ön yargısına sahip olduğumu farkettim ve ayetleri hep bu ön yargı ile değerlendirdiğimi gördüm.

      Tekrardan buraya yazma gereği duymadım ancak belirttiğiniz bakış açısıyla ayetleri kafamdan tekrar gözden geçirince gerçekten de İsa peygamberin “babasız olduğuna” dair herhangi bir ifade olmadığını gördüm.

      Değerli katkılarınız ve düşünceleriniz için teşekkür ederim. Kendi adıma daha önce okuduğum yazınızda da bu yazdıklarınızda da hissemi aldım.
      Tekrar teşekkür ederim.

      Sevgiyle…

  9. Eda Aybay diyor ki:

    Merhaba

    19/18:” Demişti ki: “Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma).”
    Genelde müfessirler Hz Meryem’in karşısına gelen kişinin Cebrail olduğunu söylemişlerdir. Bu anlayış hem Hıristiyan alemini teslis(üç Allah) inancına götürerek bu inanç Hz İsa’nın babası yok anlayışıyla İslam müfessirlerine sıçramıştır.
    Hz Meryem’in karşısına gelen Cebrail değil Allah’ın peygamber olarak gönderdiği bir elçidir.
    19/19: Demişti ki: “Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım).”

    Dikkat edilirse Meryem gördüğü kişi karşısında korku ve yabancılık duyuyor ve 19:19.ayette gelen kişi kendisini tanıtıyor !

    İsanın babasız olduğunu iddia etmekte zekereyanın babası olduğunu iddia etmekle eşdeger gibi geliyor bana

    Bilindiği üzere Yhaudilerde Lut peygambere attıkları iftira ile ünlüdürler.

    Elbette bunlar bizim yorumlarımız

    Doğrusunu Allah biilir.

  10. Eda Aybay diyor ki:

    Bu arada gelin Meryem Güvey zekereya oluyor …

  11. Yunus Belenghabes diyor ki:

    Lütfen Pantez içerisindeki zamirlere dikkat ederek okuyunuz.

    Meryem Süresi (ayerler: 1-33)

    1- Kaf , Ha, Ya, Ayn, Sad.
    2- (Bu) Rabbinin, kulu Zekeriyya’ya olan rahmetini anmasıdır.
    3- Bir zamanlar o, Rabbine gizli olarak seslenmişti.
    4–6- Dedi ki: “Rabbim! Şüphesiz benim kemiğim zayıflayıp gevşedi ve başım ağarmış saçıyla alev gibi tutuştu. Sana dua etmekle de Rabbim, bedbaht olmadım. Ve gerçekten ben, arkamdan, mevalimden (yakınlarımdan, amcaoğullarımdan) endişedeyim. Karım da kısırdır. Onun için katından bana, bana da mirasçı olacak, Yakub ailesine de miras olacak bir veliy (yakın; yardımcı) bağışla. Rabbim, onu sen rızanı kazanan biri kıl!”
    7- “Ey Zekeriyya! Şüphesiz biz sana ismi Yahya bir delikanlıyı müjdeliyoruz. Bundan önce ona hiçbir adaş kılmadık.
    8- O (Zekeriyya): “Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken benim nasıl bir delikanlım olabilir?” dedi.
    9- O (Allah) dedi ki: “Öyledir! Rabbin buyurdu ki, o Bana kolaydır. Bundan önce de Ben seni, sen hiçbir şey değilken yarattım.”

    10- O (Zekeriyya); “Rabbim! Bana bir ayet (alâmet) ver.” dedi. O (Allah); “Senin alâmetin, sapasağlam olduğun hâlde, üç gece insanlarla konuşmamandır.” buyurdu.
    11- O (Zekeriyya), bunun üzerine mihraptan halkının karşısına çıkıp onlara, sabah akşam (daima, her zaman) tesbih etmelerini vahyetti (işaret etti).
    12–15- “Ey Yahya! Kitap’ı kuvvetle al!” O henüz sabi (genç) iken ona yasa, tarafımızdan sevecenlik ve temizlik verdik ve o çok takvalı davranan biriydi. Ve anne babasına çok iyi davranandı. Ve o bir zorba ve bir isyankâr olmadı. Ve doğurulduğu gün ve öleceği gün ve yeniden diri olarak kaldırılacağı gün ona selâm olsun!
    16- Kitap’ta Meryem’i de an! Hani o, ehlinden (ailesinden, yakınlarından) ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.
    17- Sonra ehliyle kendisi arasına bir perde edinmişti de Biz ona ruhumuzu gönderdik, sonra o (ruhu getiren elçi), ona (Meryem’e) mükemmel bir beşeri örnekledi.
    18- O (Meryem); “Ben senden Rahman’a sığınırım. Eğer sen takiyy (takva sahibi birisi) isen.” dedi.
    19- O (Elçi; Yahya); “Ben sadece, sana tertemiz bir delikanlı bağışlamak için, Rabbinin elçisiyim.” dedi.
    20- O (Meryem); “Benim nasıl delikanlım olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamıştır. Ben bir bağiy (iffetsiz biri) de değilim.” dedi.
    21- O (Yahya): “Öyledir! Rabbin buyurdu ki: Bu (çocuk vermek), Bana pek kolaydır. Hem Biz (sen ve ben = Meryem ve Yahya) onu bizden insanlara bir ayet ve rahmet kılacağız.” Ve o gerçekleştirilmiş bir iş oldu.
    22- Sonunda o (Meryem), ona (İsa’ya) gebe kaldı. Sonra da onunla (Yahya ile) uzak bir yere çekildi.
    23- Sonra doğum sancısı onu bir hurma dalına tutunup dayanmaya zorladı. “Keşke bundan önce ölseydim ve büsbütün unutulan biri olsaydım.” dedi.
    24–26- Sonra ona aşağısındaki kişi (Yahya) seslendi: “Sakın üzülme, Rabbin alt tarafında bir su arkı akıttı. Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine olgunlaşmış taze hurmalar düşsün. Sonra ye, iç, gözün aydın olsun. Sonra eğer beşerden birini görürsen; ‘Ben Rahman’a bir (savmen) oruç adadım, onun için bugün hiçbir kimşeyle konuşmayacağım’ de.”
    27, 28- Sonra o (Meryem), onu (çocuğunu) yüklenerek kavmine getirdi. Onlar (kavmi) dediler ki: “Ey Meryem! Doğrusu sen görülmemiş bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kişi değildi, annen de bağiy (iffetsiz) bir kadın değildi.”
    29- Bunun üzerine o (Meryem), ona (Yahya’ya) işaret etti. Onlar; “Biz beşikte bir sabi (genç) olan kimşeyle nasıl konuşuruz?” dediler.
    30–33- O (Yahya), dedi ki: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. O bana kitabı verdi ve beni bir peygamber kıldı (yaptı). Beni, ben nerede olursam olayım mübarek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe bana (salayı) sosyal desteği ve zekâtı tavsiye etti. Ve beni, anneme iyi davranan bir kimse (kıldı). Ve beni bir zorba, bir mutsuz kılmadı. Ve doğurulduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kaldırılacağım gün, selâm benim üzerimedir.

  12. Ali Rıza Borazan diyor ki:

    *
    Arif Aydoğmuş diyor ki:
    Ekim 12, 2010, 22:00

    Merhaba sevgili Ali Rıza Bey;
    bu yorumumu yazdıktan bir süre sonra, gelen yorumlardan birinde bir arkadaş sizin sitenizi ve konuyla ilgili yazınızı önermişti ve ilgiyle okumuştum yazdıklarınızı. Sitenizdeki yazınızın giriş cümlelerinde önemli bir şeyi farkettim. Gerçekten de İsa peygamberin “babasız olduğu” ön yargısına sahip olduğumu farkettim ve ayetleri hep bu ön yargı ile değerlendirdiğimi gördüm.

    Tekrardan buraya yazma gereği duymadım ancak belirttiğiniz bakış açısıyla ayetleri kafamdan tekrar gözden geçirince gerçekten de İsa peygamberin “babasız olduğuna” dair herhangi bir ifade olmadığını gördüm.

    Değerli katkılarınız ve düşünceleriniz için teşekkür ederim. Kendi adıma daha önce okuduğum yazınızda da bu yazdıklarınızda da hissemi aldım.
    Tekrar teşekkür ederim.

    Sevgiyle…
    Arif Aydoğmuş kardeşim teşekkür ediyorum sana Kuranda geçen isa ve meryem ayetleri müteşabih ayetlerdendir. bunu kavraya bilmek herkese nasip olmuyor. İslam ve ehli kitap toplumları tamamen düşünmeden uzak aklını kullanmayan …… konuma düşmüşler. asıl sorun kuranda geçen kelimelerin anlamlarının kurandan değil sözlüklerde aramalarından kaynaklanmaktadır. Düşünmzmisiniz , düşünmezmisiniz, düşünmezmisiniz? o kadar segi ev esn kalın

  13. Ali Rıza Borazan diyor ki:

    ÖNEMLİ OLANI KUR’ANIN NE SÖYLEDİĞİ DEĞİL NE SÖYLEMEK İSTEDİĞİNİ ANLAMAKTIR
    ÖNEMLİ OLANI KUR’ANIN NE SÖYLEDİĞİ DEĞİL NE SÖYLEMEK İSTEDİĞİNİ ANLAMAKTIR.
    Kur’an: İnsanları ve Kâinatı Yaratan Allah’ın, Dünya hayatında insanların nerde nasıl davranacağının en güzel biçimde, Allah tarafından çizilmiş bir hayat projesinin adıdır. Ne yazık Ki Asırlardır, Kuran’ın dili çözülemediğinden veya çözülmek için uğraşılmadığından, ne söylemek istediği anlaşılamamıştır, bu sebeple İslam toplumlarında yüzlerce binlerce biri birleriyle uyuşmayan, Dinler ortaya çıkmıştır. İşte bizim uğraşı ve gayretimiz çözümlenmemiş olan kura’nı kendi bütünlüğü içerisinde, ne söylemesinden ziyade ne söylemek istediğini, yakalayarak, kurana, o konunun ilmine akıla ve pratik hayata ters düşmeden, anlamaya çalışmaktır.
    Kuranın Doğru bir şekilde ne söylemek istediğinin anlaşılmasında benim tespit edebildiğim kadarıyla iki engel olduğu kanaatindeyim.
    1- Mucize, 2- Sünnet ( Yani Kuranın dışında peygamber söyledi ve yaşadı denilip de uydurma hadislerdir.)
    MUCİZE
    Mucize: İslam toplumlarında, Bütün Peygamberlerin, Kendi peygamberliklerini iddia ve ispat etmek için, Allahın vermiş olduğu olağan üstü harikulade güçler anlamında. Tanımlanmıştır. Örneğin, Hazreti Musa Peygamberin Asası ile denizi yarması, Salih peygamberin Dağdan mucize olarak deve doğurtturması hazreti Muhammet’in (sav)on parmağından su akıtıp askerleri sulaması ayı ikiye bölmesi, Kısır koyunu kuzulatması hep günümüze kadar aktarıla gelen peygamberlerin gösterdi diye, anlatılan mucizelerinden, bir kaçıdır. Ama Gerçek olana baktığımız zaman Kuranda Mucize kelimesi geçmediği gibi Peygamberlere verilen böyle aktarıla gelen gibi mucize verilmediğini aşağıda örnekleriyle izah edeceğiz. Peygamberlere sadece vahiy iletilme farklılığı ile gündeme gelmişlerdir. Yani Peygamberleri Diğer insanlardan ayıran özellik Onların Kutsal ruh ile desteklenerek, Onlara kitaplar indirilmesidir. Allah Kur’anda Mucize kelimesi yerine Ayet beyyine delil burhan, Kelimeleri kullanmıştır. Ayet kelimesi de Allahın Yarattığı Zerreden küreye kadar bütün varlıklar için kullanmıştır. Bu Ayeti meydana getirecek hiçbir yaratığın olmadığını ve Mucizeyi Ortaya kayabilecek kendisinden başka hiçbir gücün Bulunmadığını ve bunu hiç kimseye vermediğini anlatmaktadır.
    29/50- Dediler ki: “Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?” De ki: “Ayetler yalnızca Allah’ın Katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
    Eğer. Allah. Yarattığı ve ortaya koyduğu ayetleri yaratılanlardan herhangi birine vermiş olsaydı veya onlar da ayet mucize meydana getirebilselerdi o zaman Kâinatta Allah ikileşir fesat çıkardı. Asırlardır toplumlarda oluşan mucize kavramı peygamberlerde zuhur etme anlayışları toplumları şirke götürmüş Sanki Peygamberleri kanun çıkarma helalleri haram yapma haramları helal yapma konumuna götürerek Allaha ortak koşmuşlardır. Peygamberleri diğer insanlardan ayıran özellik Allah’ın gözetimi altında eğitilerek yanlış yaptığı yerlerde düzeltilmesi. Ve dünya hayatında gideceği yolda yol gösterilmesidir.
    17/93- “Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız.”De ki: “Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?
    İşte peygamberi diğer insanlardan ayıran kuranın anlattığı fark budur. İşte Kuran Bu Günkü Toplumun söylediklerini veya peygamberler hakkında bildiklerini Gündeme getirirken şöyle buyurmaktadır.
    17/90- Dediler ki: “Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız.”
    17/91- “Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın.”
    17/92- “Veya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah’ı ve melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin.”
    İşte Kuran Gelmezden Önce Mekke Müşriklerinin veya ehli kitap’ın peygamberlerden istedikleri bunlardı. Kuran Yaşıyor Hem de yeniden doğmuş gibi tazeliğini koruyarak yaşıyor. O Bu güne kadar bozulmamış ve kıyamete kadar da bozulmadan yaşayacak. Bu Allahın Vadidir. Asırlar geçtikçe ilim ve teknoloji ilerledikçe Çağlara mesajını vermeye devam edecek. Hem de insanların ve cinlerin toplanıp da bir konu hakkındaki veremedikleri mesajı kuran en güzel bir şekilde verecek. İşte Allahın Peygamberlere verdiği mucize budur. Bütün Peygamberlere verilen mucizeler veya kitaplar kuranla özetlenerek İnsanlığa Allahtan gelen en büyük mucizeyi oluşturmuştur. İşte Allah onların Mucize istemelerine karşın verdiği cevap.
    29/50- Dediler ki: “Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?” De ki: “Ayetler yalnızca Allah’ın Katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
    29/51- Kendilerine okunmakta olan Kitap’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır.
    İşte Allahın Peygamberlere verdiği mucize gönderdiği kitaplardır. Kuranda sanatsal üsluplarla Anlatılan peygamber kıssalarını sanki gerçek anlamında anlamaları onların kuranı doğru anlamalarını engellemektedir. Her milletin dillerinde olduğu gibi kuranın dilinde de mecazi anlatım sanatı çok geçmektedir. Mecaz sanatı herkesin bildiği gibi bir olayı gerçek anlamının dışında anlatma sanatıdır. Bunlardan Birkaç Tane örnek verecek olursak. Hazreti Musa’nın Asasıyla denizi yarması, Salih peygamberin devesi, Süleyman peygamberin Balkısın sarayını getirttirmesi, Hazreti isa peygamberin ölüleri diriltmesi hep bunlar değişmeceli olarak anlatılmıştır. Kur’an Okuyucuları şunu iyi düşünmelidir ki Peygamberlerde böyle olağan üstü vahiylerin dışında bir mucizeleri olmuş olsaydı neden kâfir olanlar tarafından eziyet edilmelerine müsaade edilirlerdi. Peygamberler kendisine tabi olanları mucizeleri ile kâfirlerden korumaları gerekirdi. Yoksa Son Peygamber olan hazreti Muhammet sav de on üç sene gibi bir zaman Mekke müşriklerinin içerisinde işkence ve ızdırap çekmezdi. Mekke’den Medine’ye gidebilmesi için mağaralarda yılanların çıyanların içerisinde gizlenmelerine gerek yoktu. Veya. Uhut savaşında bir çok Müslümanlar ölürken buna mucizeleriyle engel olurdu. Hayır. Peygamberlerin diğer insanlardan farkı sadece ve sadece vahiy almalarıydı. Öyle insanların inanmaları için olağan üstü vahiylerin dışında gösterdikleri bir mucizeleri yoktur.
    6/111- Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, -Allah’ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. Demek ki insanların bu güne kadar mucize anlayışları, mucize kavramı kuranın anlattığı ile alakası yok. Şimdi soruyorum onlara,? o zaman kuranın tarif ettiği peygamber günümüzde de gelmiş olsaydı kaç kişi onun peygamberliğine inanırdı. Bu Günkü inandım ben müslümanım diyen toplumlar. Diyeceklerdi ki Haydi peygambersen bize mucize göster bakalım dediğinde peygamberim diyen kişinin onlara göstereceği mucize vahiyden başka bir şey olmayacaktı. Ve toplum da onu dövüp öldüreceklerdi. O zaman Ey Müslümanım diyen insanlar, Ortada şimdi bir peygamber yok artık bir daha peygamber de gelmeyecek, size o büyük gün gelmezden önce Allah peygamberlik ayetini feshederek onun yerine insanların yollarını vahiylerle düzeltebilecekleri kuran gibi yeterli bir kitap var. O Kitapta insanlar için her örnekten bir örnek verilmiş ve hiçbir eksik bırakılmamıştır. Ve insanlar sadece ondan sorguya çekileceklerdir.
    17/89- Andolsun, bu Kur’an’da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkârda ayak direttiler.
    6/38- Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.
    43/44- Ve şüphesiz o (Kur’an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız. Kuranda geçen mucize ile ilgili ayetlerden ne anlatmak istediği konusunda herhalde yeterli bir açıklama yapıldığı kanaatindeyim Bu Gün Ehli Kitap ve İslam dünyası. Kavramları yeniden gözden geçirerek, Yanlış anlamalara neden olan kelimeleri doğru anlamaları gerekir. Kuranın tarif ettiği yolu doru anlama ve doğru yolda yürüme dileğiyle. Şimdi de Kuranı Doğru Anlamada ikinci engel olan sünnet veya hadis Kavramı üzerinde durmaya çalışalım.
    SÜNNET VEYA HADİSLER
    Önce Kur’anda geçen sünnet anlayışı ile ilgili birkaç tane ayetlerden örnekler verelim
    35/43- (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.
    17/77- (Bu,) Senden önce gönderdiğimiz resullerimizin bir sünnetidir. Sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın.
    7/185- Onlar, göklerin ve yerin ‘bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete’ (melekût) Allah’ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar?
    Bu Naklettiğimiz ayetlerden Kuranın Tarif ettiği sünnet neymiş onu açıklamaya çalışalım.
    SÜNNET: Allahın Evrene ve Toplumlara uyguladığı veya koyduğu yasaların değişikliğe uğramadan tekrarlana gelmesidir. Güneşin doğudan doğup batıdan batması, gece ile gündüzün birbiri ardınca takip etmesi, doğan her canlının eceli geldiği zaman ölmesi, canlılar yaratılırken bir erkek ve bir dişiden yaratılması Yüzme bilemeyenlerin denizde boğulması Hep Allahın evrene koyduğu değişmeyen yasalardandır. Bir Başka Sünnet ve değişmeyen yasalarda Toplumlarda olagelen değişmeyen tekrarlana gelen yasalar sünnetlerdir. Bunlardan Kurandan Örnekler vermeye çalışalım.
    17/16- Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun ‘varlık ve güç sahibi önde gelenlerine’ emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.
    Bu Ayette Mecazi bir anlatım sanatı var. Şimdi Ayette geçen anlatımın yüzeyselliğine değil içeriğinde. kastetmek istediği anlam üzerinde durmaya çalışalım. Tarih Boyunca Toplumlarda var ola gelen sünnete baktığımız zaman peygamberlere karşı çıkanlar toplumun hep önde gelenleri olmuştur. Firavunlar Nemrutlar Ebucehiller. EbuLehepler hep toplumların önde gelen şımarmış kibirlenmiş ve gururlanmış olanlardır. Çünkü Onlar Kendi tahtlarının yıkılma endişesi taşımaktadırlar.
    7/146- Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim. Onlar her ayeti görseler bile ona inanmazlar; dosdoğru yolu (rüşt yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler, azgınlık yolunu, gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları dolayısıyladır. Kuranın Anlatım sanatına baktığımız zaman. “ Yeryüzünde büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim.” Ayette geçen bu ifade Kur’anın bütününe baktığımız zaman diğer ayetlerin özünden süzülüp gelen onların anlamlarını da içinde barındıran bir anlam taşımaktadır. Nasıl Kişileri Allah özel olarak saptırma hidayete getirme, bağışlama olayı olmuyorsa kişilerin kendi yönlerini istedikleri tarafa yönlendirmesi ve fiiliyata geçirmesi ile olagelen bir şey ise, Büyüklük Taslayanlar da rabbani yolda yürümeye istekli olmadıklarından dolayı Kuran Böyle bir ifade ile anlatmaktadır.
    Dünya hayatına Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi sarılan biri Yığdıkça yığan zevk aldıkça daha çok dünyayı mamur hale getiren biriyle, Dünya hayatında malı mülkü olmayan hem hayatı işkence ve ızdırapla geçen birinin, Ölüm anındaki durumları ölüme giden fotoğrafları herhalde bir değildir. Dünya hayatında saltanat sürenler canlarını kolay kolay vermek istemezler. Ama İnanmış ve Salih amel işleyerek. Hayatını ölüme kadar itekleyerek götürmüş biri Daha Güzellik beklerken onun ölüm halindeki fotoğrafı farklı olacaktır herhalde. Şu sözün kime ait olduğunu bilmiyorum ama. “ Sen doğarken ağlıyordun herkes sana gülüyordu, sen öyle bir hayat yaşa ki, sen ölürken gülerek git herkes sana ağlasın.” İnkar edip Ahiret hayatına iman etmeyenler ve dünyada güllük gülistanlık yaşayanlar kolay kolay ölmek istemezler.
    2/96- Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir. Kuran burada Yahudi ve Yahudi zihniyetli adamlardan söz etmektedir. Dünya hayatına bu kadar önem veren insanlar ölürken canlarını zor teslim ederler. Bu da Allahın bir sünnetidir.
    18/55- Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine de gelmesi veya azabın onları karşılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir.
    Kuranda geçen Allahın sünnetleri ile ilgili ayetlerden aktarmaya çalıştık. Şimdi de Peygambere ait oldukları sanılan hadis ve sünnetlerden söz etmeye çalışalım. Bütün Peygamberler. Kendilerine ait Allaha rağmen hiçbir şey söyleyemezler ve söyleme hakkına da sahip olamazlar.69/44- Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı. 69/45- Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.69/46- Sonra onun can damarını elbette keserdik.69/47- O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı. Öyleyse Resule ait sünnet Allahın göndermiş olduğu emir ve yasakları, insanlara aktarır ve yaşar. Yani Kuran Bir kanun peygamber de o kanunu hayatına uygulayan diğer insanlara örnek bir elçidir.
    33/38- Allah’ın kendisine farz kıldığı bir şey(i yerine getirme)de peygamber üzerine hiçbir güçlük yoktur. (Bu,) Daha önce gelip geçen (ümmet)lerde Allah’ın bir sünnetidir. Allah’ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. Görüldüğü gibi, Bütün peygamberlerdeki haslet Allahın Emirlerini yerine getirilmesindeki hassasiyettir. Önce Şu Tarihi bir yanılgı ve yanlışlığı düzeltmek gerekir. Hadis İlmi Diye bir ilim Olmaz. İlim belge kanıt ister. Belge ve kanıtı olmayan ancak hikâye ve masal olur onlara itibar edilmez. Bütün İslam toplumlarının bildiği bir gerçek odur ki, Hadisler Kuran ile karışmasın diye yazılmadığı konusunda İslam bilginleri hem fikirdir. Hicri yüzeli sene sonra Gündeme gelmeye başladı. Yazılmayan ve kim söylediği kim rivayet ettiği onlarca kuşağın ağızdan ağza dolaşarak köküne inildiği sanılan sözler ne kadar, güvenirli olabilir onu siz düşünün. Bir programda bununla ilgili bir konu dikkatimi çekti. Beş on tane kişiyi sıralıyorlar. İlk sıradaki ikinci sırada olana öbür sırada olana söylemek için bir cümle söyleniyor. bu cümle son söyleyenden nakledildiği zaman, ilk söyleyenle karşılaştırıldığında hiç ilgi ve alakası olmayan bir cümle karşımıza çıkıyor. Dikkatinizi çekmek istiyorum Bu Aynı anda olan bir yanlışlık Peygambere ait sözlerin doğru olup olmadığı Aradan yüzeli sene geçtiğinde ne kadar güvenilir olduğuna siz karar verin. Bütün Hadis Kitaplarında geçen Güvenilir hadis diye aktarılan bir sözde hadisi naklederek hadisler konusundaki düşüncelerinizi tekrar gözden geçirmenizi istiyorum.
    Bir Gün Allah Resulü sahabelerden birkaçıyla beraber çöle gezmeye çıkarlar. Resulün o arada taharet ihtiyacı gelir. Her taraf açık gizlenmesi gerekiyor. Arkadaşlarından olan birine git karşıdaki ağaçlara selam söyle beni gizlesinler diyor. Arkadaşı da gidiyor ağaçlara selam söylüyor. Durumu anlatınca ağaçlar hemen yerlerinden fırlayarak resulün yanına gelip gizliyorlar. Sonra da tekrar yerlerine geri gidiyorlar. Allah Aşkına Bu Anlayışın Bu dinin, Yahudi ve Hıristiyanlık dini ile ne farkı var. Şeytan daha önce de bahsettiğim gibi Kuranı tahrip etme gücünü kendisinde bulamamış ne kadar çamur atsa da tutturamamış Ama Hadisler adı altında İslam toplumunu bölmeyi tevhit inancını bozmayı başarmıştır. Kuran gelmezden önce peygamberler toplumu boş bırakmıyordu peş peşe birebirlerini takip ediyordu. Bozulan yerleri düzeltiyorlardı. Son Peygamber olan Hazreti Muhammet SAV ile peygamberlik noktalanınca. İnsanları kurandan başka düzeltecek kalmadı.
    33/40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.
    Artık İnsanların Yol Göstericisi Kurandır. Onu Anlamak onu hayatımıza uygulamak gerekmektedir. Çünkü Onda hiçbir şey eksik bırakılmamış.6/38- Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. Ve onda Her örnekten bir örnek verilmiş30/58- Andolsun, Biz bu Kuran’da insanlar için her örneği gösterdik. Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkâr edenler, mutlaka: “Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz” derler. Bazıları Benim hakkımda. iftira ederek Peygamber düşmanı diye fısıldadıklarını biliyorum. Asla Ve tövbe hâşâ, Peygambere karşı içinde zerre kadar şüphe ve saygısızlık bulunanlar iman etmiş olmazlar.
    4/65- Hayır öyle değil; Rabbine Andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.33/36- Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.
    İşte Allah resulüne iman itaat saygı sevgi böyledir. Bu Kuranı bize sunan o Resul Allahtan bu kitap’ı Gökten zembil ile indirmedi. Ona vah yedilerek ağzından süzülerek bize geldi. Peygambere iman etmeyen kurana da iman etmez Asla Peygambere karşı benim saygısızlık ve hafife alma diye bir konumum olamaz. Ben Ona tam bir teslimiyetle iman ettim. ve bazılarının yaptığı gibi de onu kendi bulunmuş olduğu konumdan kaldırarak Allah konumuna da getirmeyi asla kabullenemem. O Resul de böyle bir davranışı yaptığım zaman benden hesap soracaktır.
    2/136- Deyin ki: “Biz Allah’a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olmuşlarız.” Kuranın dışında peygamberler hakkında söylenen sözlerin hiç birine katılmam Çünkü Allah kâinattaki varlıklara insanlar ve peygamberler de dâhil hepsine bir değer vermiş onları bir yere oturtturmuştur. Kimse Allahın yerine koyduğu kelimeleri yerinden kaldırıp da başka bir yere koyamaz koyma hakkı da yoktur.
    4/46- Kimi Yahudiler, kelimeleri ‘konuldukları yerlerden’ saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek: “Dinledik ve karşı geldik. İşit, -işitmez olası- ve ‘Raina’ bizi güt, bize bak” derler. Eğer onlar: “İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve ‘Bizi gözet’ deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar. Bu Ayetlere göre peygamberlerin yerlerini ve konumlarını Allah belirleyip sınır çizerken insanlardan herhangi biri kalkıp Allahın çizmiş olduğu sınırı çiğnemeye onu ihlal etmeye “ Hakkı yoktur. Bazı Yahudi ve Hıristiyanlardan Allah örnek vererek Peygamberleri ilahlaştıranları sorgulamaktadır.
    5/116- Allah: “Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah’ı bırakarak iki İlah edinin, diye sen mi söyledin?” dediğinde: “Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin Sen.”
    5/117- “Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.’ Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sendin. Sen her şeyin üzerine şahit olansın.” İşte Hazreti İsa İnsanlara Allahtan başka ilah olmadığını ilan ederken, Hıristiyanlardan bazılarının onu Allah yerine koyup Allaha olan sevgi karşısında ona olan sevgi ve ihtiramı Allaha denk ve Allahın üzerinde bir yere oturtmaları Allaha şirk olmaktadır. Bazı Müslümanların da Aynı Hataya düşerek Hazreti Muhammedi sav De aynı konuma düşürmeleri onları şirke götürmektedir. Bir Ayeti alarak Allahın helal ve haram ettiklerini sanki helal ve haramları da peygamberler de koyar bir konuma getirmeleri müslümanım diyenleri şirke götürmektedir.
    7/157- Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
    Bilindiği gibi her peygamber kendilerinden önce gelmiş olan peygamberleri tasdik eder ve kendilerinden sonra gelecek olanları da müjdelerler. İşte tevratta ve incilde gelecek olan son resul müjdelendiği halde, onun gelişi ile ilgili bilgiyi saklamışlar ve Kendilerine Allahın bazı helal ettikleri şeyleri haram bazı haram ettikleri şeyleri de helal etmişlerdir. O Haramları helalleştiren ve helalleri de haramlaştıran Allah resulü değil. Allah tır. Allah ona haram ve helalleri bildirmektedir. İşte burada sanki helal ve haramı koyan peygamber gibi bir anlayış kuranın anlatım esprisine ters düşmektedir. Buna yine bir açıklama daha gerekmektedir. Onlar kendilerine haram ettikleri aslında daha önce Allah tarafından helal idi. Onlar helal olanı kendilerine haramlaştırdıklarından. Tekrar son resul ile tekrar helalleştiriliyor. Olay bundan ibarettir.
    Sünnet Ve hadis Konusunda Söylenenleri biraz daha açacak olursak, İki Kısma ayırmak lazım.
    1- Resuli Sünnet
    2- Muhammedi sünnet
    Resuli Sünnet: Allah resulü olan Muhammedin davranış biçimlerini Kuranın emriyle bütünleştiren sünnettir. O Kendi hevasından konuşmayan kendi istek ve arzularına göre hüküm vermeyen vahyin gözetiminde hayatını düzenleyen sünnetidir ki. İşte Bu Kuranın Ta Kendisidir. Kuran Kanun Resul de onu pratik hayata uygulayan bir örnek elçidir. Öyleyse Onun Yaşamı kuranın emirlerinin hayata geçirilmesi uygulaması onun açıklaması oluyor. Açıklama derken kuran müphem manasında değil sadece hayata geçirmesi anlamında açıklamasıdır. Yoksa kuranı açıklayan o anlamda resul değil Allah tır.75/19- Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir. İslam Toplumlarında Yanlış İnançlardan birisi de Kuranı Biz anlayamayız onu Peygamberimiz Hadisleriyle açıklar. Anlayışı insanları kurandan uzaklaştırmıştır. Peygamber Allah tarafından açıklanmış olan kuranı pratik hayata geçirir onun pratik hayata geçirilmiş olanı peygamberin açıklaması oluyor. Peygamberin açıklayamadığı bazı şeyler vardır. İşte Kuranın Bazılarını açıkladığımız bazılarından vaz geçtiğimiz derken onu kastetmektedir.
    6/91- Onlar: “Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir” demekle Allah’ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: “Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kâğıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir.” De ki: “Allah.” Sonra onları bırak, içine ‘daldıkları saçma uğraşılarında’ oyalanıp-dursunlar.
    Açıklanmak Olayın yaşanılır hale gelmesini anlatmaktadır. Bilindiği gibi bazı bilgiler insanoğlunun ilim ve teknolojide gelişmesiyle ortaya çıkmaktadır. Kuranın indiği dönemde Güneşin ayın ve dünyanın konumları hakkında sadece teorik olarak bilgileri kuran söyleyip geçiyordu. Peygamber o günkü dönemde uzay bilimlerine ait araç yoktu. O bilgileri o konuyla ilgili ilim geliştiği zaman ancak açıklanabilirdi işte peygambere bazı açıklamağı şeyler bu gibi şeylerdir. Ama şimdi bir uzay köprüsü kurularak onlar hakkında detaylı bilgiler alınmaya başlandı ve bizlere kapalı şeyler ilim adamlarının buluşlarıyla açıklanmaya başladı. Peygamberi İnanan Müslümanlar Öyle bir Konuma getirmişler ki. Sanki Bütün İlimleri bilme gibi bir yeteneği olduğunu sanmışlar. Hayır, Allah resulü sadece Allahın bildirdiklerini bilir o Allahın gayıp ile ilgili bildirdiği şeylerin dışında bilgileri bilemez.
    7/188- De ki: “Allah’ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.”
    Resulü sünnet: Bütün Müslümanların ilgi odağı olan ve uyması gereken sünnetlerdir. O Allahın emirlerini söyleyip de pratik hayata yansıttığı sünnetlerdir.
    Muhammedi sünnet: Peygamberimizin vahiyle sınırlandırılmayan sünnetlerdir. Elbisenin rengi kalınlığı, sakal koyması saç bırakması yemek çeşitlerinin hangisini sevip sevmemesi Muhammedi sünnetlerdendir. Bunlar diğer Müslümanların zevki keyfi ile alakası olmayan şeylerdir bu sünnet sadece kendisini ilgilendirir.Şimdi Bunları da, anladıktan sonra Kuranda söylenenlerin ne söylemek istediğini anlamaya çalışalım.

    2/ 245- Allah’a karşılığını çok artırma ile kat kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz O’na döndürüleceksiniz. Bu Ayeti açıklamak için kuranda geçen diğer ayetlerin yardımına ihtiyaç vardır. Eğer bu ayetin anlamına bakarak hüküm verecek olursak Allahın ihtiyaç sahibi olduğu anlaşılır. Ama kuranda onu ile ilgili ayetlere baktığımız zaman3/ 189- Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Allah, her şeye güç yetirendir. Allahın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını yerleri ve gökleri yaratan Allah olduğunu söylerken insanlarda Allaha borç vermek veya Allahın insanların borç vermesine ihtiyaç olduğunu düşünmek, çok yanlış olur. Ancak İnsanları denemek için rızkı bazılarına yayarak bazılarına da kısarak rızkı dar olanlara rızkı geniş olanların ihtiyaçlarını gidermek istemesidir.
    2/ 219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür.” Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “İhtiyaçtan artakalanı.” Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz;
    6/146- Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. ‘Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları’ nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız
    Bu Ayete göre Sanki çift tırnaklı hayvanları Müslüman olanlara helal kıldığı halde Yahudi olanlara haram kıldığı söyleniyor ve anlaşılıyor. Bilindiği gibi İlk insan topluluğundan bu tarafa Allah hangi peygambere neyi helal etmiş ise diğer peygamberlere de onları helal neleri haram etmişse de onları da diğer peygamberlere haram etmiştir.16/118- Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı3/93- Tevrat indirilmeden evvel, İsrail’in kendine haram kıldıklarından başka, İsrail oğulları’na bütün yiyecekler helal idi. De ki: “Şu halde eğer doğruysanız, Tevrat’ı getirin de onu okuyun”. Bu ayetlere göre Bütün peygamberlere gelen kitapların kaynağı Allah’tır Allah hiçbir peygamber ve kavme helal ve haram kıldıklarını başka bir kavme de helal ve haram kılar. Buradaki Kuranın söylemek istediği, Allahın helal ettiklerini kendi kendileri haramlaştırdıkları için böyle bir ifade kullanmıştır. Bazı Alevi vatandaşlar kendilerine tavşan etini örf ve adetlerine göre yemezler. Tavşan onlara hâşâ Allah tarafından haram edilmedi. Onların ellerinde böyle bir belge yok onların kendi kendilerine haram ettiklerinden dolayı onu yemiyorlar. İşte Yahudi olanların durumu da bunun gibidir. İşte Kuran’daki ayetlerin ne söylediği değil ne söylemek istediği yakalandığı veya anlaşıldığı zaman kuran anlaşılmaya başlar.

  14. Ali Rıza Borazan diyor ki:

    İNEK BACAĞI VURMAKLA ÖLEN İNSAN NASIL DİRİLİR?
    2 /73- Bunun için de: “Ona (cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun” demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; ki akıllanasınız.

    ÖNCE HAZRETİ MUSA KISSASINDA BU OLAY SEYYİT KUTUP NASIL AÇIKLAMIŞ?
    67- Hani Musa, kavmine: “Allah size bir sığır kesmeyi emrediyor” dedi de kavmi kendisine: “Bizimle alay mı ediyorsun? ” deyince, o da onlara: “Cahillerden biri olmaktan Allah’a sığınırım” dedi.
    68- Onlar: “Rabbine dua et de bize o sığırın nasıl olduğunu açıklasın” dediler. Musa da: “Rabbim `o sığır ne yaşlı ve ne de körpe olup bu ikisi arasında orta yaşlıdır’ diyor, haydi size emredileni yapın” dedi.
    69- Onlar: “Rabbine dua et de bize o sığırın rengini bildirsin” dediler. Musa da: “Rabbim, `o sığır görenlerin gözüne hoş gelecek parlak sarı renktedir’ diyor.” dedi.
    70- Onlar: “Rabbine dua et de bu sığırı bize iyice tanımlasın. Biz sığırları birbirinden ayırt edemez olduk. Allah dilerse bu karışıklığın içinden çıkarız” dediler.
    71- Musa: “Rabbim, `o, boyunduruğa koşulup toprak sürmemiş, toprak sulamada kullanılmamış, özürsüz ve alacasız bir sığırdır’ diyor” dedi. Bunun üzerine onlar “İşte şimdi hakkı ile anlattın” diyerek tanımlanan sığırı kestiler, neredeyse bunu yapmayacaklardı.
    72- Hani bir adam öldürmüştünüz de bu suçu birbirinize atmaya kalkmıştınız. Oysa Allah gizlediğinizi ortaya çıkaracaktı.
    73- Bu amaçla “Kesilen sığırın bir parçasını o öldürülen adamın cesedine değdirin” dedik. İşte Allah böylece ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size ayetlerini gösterir.
    Bu küçük kıssa, az önce okuduğumuz ayetlerden anlaşılabileceği gibi, birkaç bakımdan incelenebilir. Bu ayetlerde dikkatimizi çeken ilk husus, yahudilere atalarından miras kalan karakterlerini açığa vurmalarıdır. Yine bu ayetlerde yaratıcının gücü, ölümden sonra dirilme gerçeği, hayatın ve ölümün özelliği kanıtlanmaktadır. Ayrıca bu kıssanın başlangıcı, sonucu ve konumu bakımından sergilediği ifade sanatı da dikkatimizi çeken noktalar arasındadır.
    Yahudi tabiatının temel karakteristik özellikleri bu sığır kıssasında açıkça görülür. Bu özelliklerin en başta geleni kalpleri ile yüce Allah arasındaki ilişkinin kopuk oluşudur. Ki bu ilişki, ipince şeffaflığın, görünmeyene inanmanın, Allah’a güvenin ve peygamberlerin getirdiği mesajları onaylama yeteneğinin kaynağını oluşturur. Bu özelliklerin diğerleri de; yükümlülükleri üstlenmekten kaçınma, çeşitli bahaneler ve mazeretler uydurma, kalp bozukluğu ile dil kabalığından kaynaklanan alaycılıktı!
    Sebebine gelince; peygamberleri kendilerine: “Allah size bir sığır kesmeyi emrediyor” dedi. Bu söz, bu biçimi ile içeriğini onaylayıp yerine getirilmesi için yeterlidir. Çünkü sözü söyleyen peygamberleri aynı zamanda kendilerini yüce Allah’ın rahmeti, gözetimi ve direktifi ile onur kırıcı bir işkence hayatından kurtarmış olan liderleridir. Üstelik bu peygamber, bu direktifin kendi emri, kendi görüşü olmadığını, bu emrin kendilerini hidayeti doğrultusunda ilerletmek isteyen yüce Allah’dan geldiğini belirtiyor. Buna karşılık verdikleri cevap, küstahlıktan, edepsizlikten ve şanlı peygamberlerini alaycılıkla, dalgacılıkla suçlamaktan ibaret oldu. Sanki peygamber olması bir yana, yüce Allah’ı tanıyan sıradan bir insanın bile yüce Allah’ın adını ve emrini alay ve maskaralık malzemesi yapması düşünülebilirmiş gibi Peygamberlerine şöyle soruyorlar:
    “Bizimle alay mı ediyorsun?”
    Hz. Musa’nın bu küstahlığa karşı cevabı Allah’a sığınmak; onları tatlı dille sitemli ve dolaylı bir üslupla yüce Allah karşısında takınılması gereken edebe çağırmak, Onun hakkındaki asılsız düşüncelerin ancak bu edebi bilmeyen ve takınamayan cahillere lâyık olduğunu kendilerine anlatmak olmuştur.
    “Cahillerden biri olmaktan Allah’a sığınırım.”
    Aslında bu sitemli ifade onları kendine getirmeye, Rablerine döndürmeye ve peygamberlerinin emrini yerine getirmelerini sağlamaya yeterli idi. Fakat unutmayalım ki, Yahudiler ile karşı karşıyayız!
    Evet.. Onlar peygamberlerinin bu yalın sözü üzerine ellerini herhangi bir sığıra uzatıp onu kesebilirlerdi; bunu yapmalarında herhangi bir güçlük yoktu. Böyle yapsalar Allah’ın emrine uymuş ve peygamberlerinin sözünü tutmuş olacaklardı. Fakat itirazcı ve kaypak karakterleri hemen depreşiverdi. Bunun sonucu olarak peygamberlerine şu soruyu yönelttiklerini görüyoruz:
    “Rabbine dua et de bize o sığırın nasıl olduğunu açıklasın, dediler.”
    Bu soru bu biçimi ile şunu ortaya koyuyor: Onlar, Hz. Musa’nın, bu emirle kendileri ile alay ettiğinden halâ kuşku duyuyorlar. Sebebine gelince; her şeyden önce, “Bizim için Rabbine dua et” demekle, yüce Allah’ın sadece Hz. Musa’nın Allah’ı olduğunu, aynı zamanda kendilerinin de Rabbi olmasının söz konusu olmadığını, meselenin kendilerini değil, sadece Hz. Musa ile onun Allah’ını ilgilendirdiğini söylemek istiyorlar. Ayrıca Hz. Musa’dan boğazlanacak sığırın “nasıl” olduğunu Rabbinden öğrenmesini istiyorlar. Burada sorulan bu soru her ne kadar hayvanın niteliğini öğrenmeye dönük gibi görünüyorsa da aslında karşı gelme ve alay etme anlamı taşır. “Nasıl bir şeydir o?”. O bir sığırdır. Peygamberleri bunu onlara işin başında hiçbir nitelik ve özellik belirtmesine yer vermeksizin söylemişti. Bir sığır. O kadar!
    Burada Hz. Musa’nın onları doğru yola döndürmek amacı ile sorularına soruyla cevap verme yoluna başvurmamaya özen gösterdiğini görüyoruz. Eğer böyle yapıp onların sapık soru sorma üslubunu benimsemiş olsaydı, kendileri ile kelimelerle oynamak anlamına gelebilecek biçimsel bir tartışmaya girme tehlikesi ile karşılaşabilirdi. Hz. Musa, bunun yerine onlara, Allah tarafından sapıtmış aptallarla başa çıkmakla görevlendirilmiş eğitici bir öğretmene yakışacak bir ağırbaşlılıkla cevap veriyor:
    “O sığır ne yaşlı ve ne de körpe olup bu ikisi arasında orta yaşlıdır.”
    Yani söz konusu sığır ne çok yaşlı ve ne de körpe bir danadır, bu ikisi arasında bir yaştadır. Hz. Musa, bu kısa açıklamanın arkasından onlara şu kesin ifadeli nasihati yöneltir:
    “Haydi (artık) size emredileni yapıverin”
    Sözü uzatmak istemeyenler için bu kadar açıklama yeterli idi. Yeterli idi, çünkü peygamberleri onları iki kere doğru yola çekmiş, kendilerine soru sormanın ve emir almanın gerekli edep kurallarını tanıtmıştı. Artık ne çok kocamış ve ne de körpe olmayan orta yaşlı herhangi bir sığırı yakalayarak omuzlarına bindirilen yükümlülükten arınmaları, bu hayvanı keserek Rablerinin emrini yerine getirmeleri, kendilerini karmaşıklığın ve baskının sıkıntısından kurtarmaları beklenirdi. Fakat Yahudi bildiğimiz yahudidir! Nitekim yine sorularına devam ediyorlar:
    “Rabbine dua et de bize o sığırın rengini bildirsin, dediler:’
    Yine “Bizim için Rabbine dua et…” teranesi, Yahudiler bu soru ile konuyu didiklemeye giriştikleri ve ayrıntıya girmeyi istedikleri için kendilerine verilecek cevabın da ayrıntıya girmesi kaçınılmazdı. Okuyoruz:
    “Rabbim `o sığır görenlerin gözüne hoş gelecek parlak sarı renktedir’ diyor.”
    Böylece kendi elleri ile kendi tercih alanlarını daralttılar. Daha önce, istedikleri herhangi bir sığırı kesebilecekleri halde şimdi sıradan bir sığırı kesmekle işleri bitmiyordu. Bunun yerine ne kocamış ve ne de körpe olmayan orta yaşlı bir sığır bulmak zorunda idiler. Üstelik bu sığır, alacasız sapsarı renkte olmalı idi. Ayrıca ne zayıf ve ne de şişman olacak, “Görenlerin gözlerine hoş gelecekti.” İnsanların gözleri ancak sağlıklı, canlı, hareketli, gürbüz ve parlak tüylü bir inek görünce hoşnut olabilirdi. Çünkü insanlar genellikle canlı ve ölçülü görüntülerden hoşlanır, buna karşılık sünepe ve uyumsuz görüntülerden nefret ederler.
    Artık işi inatla kurcalamaları fazlası ile yeterli idi. Fakat yollarına devam ederek meseleyi daha karmaşık ve kendileri için daha zor hale getiriyorlardı. Yüce Allah buna karşılık işlerini daha da zorlaştırıyordu. Şimdi bir kere daha sözkonusu sığırın “nasıl” olması gerektiğini soruyorlardı:
    “Rabbine dua et de bu sığırı bize iyice tanımlasın.”
    Bu anlamsız ve inatçı sorularını, meselenin kendileri için içinden çıkılmaz hale gelmesine, zira sığırları birbirinden ayırdedemez duruma düşmelerine bağlıyorlar: “Sığırları birbirinden ayırdedemez olduk.”
    Üstelik bu defa cahilliklerinin farkına varmış olacaklar ki, şöyle diyorlar:
    “Allah dilerse bu karışıklığın içinden çıkarız.”
    Ama artık bu işin kendileri için daha karmaşık ve daha zor bir hale gelmesi, serbest tercih alanlarının daha da daraltılması ve sınırlandırılması, kesecekleri sığırda daha önce aranmayan ve öngörülmeyen yeni nitelikler aranması kaçınılmazdı. Okuyoruz:
    “Rabbim: `O, boyunduruğa koşulup toprak sürmemiş, toprak sulamada kullanılmamış, özürsüz ve alacasız bir sığırdır’ diyor dedi.”
    Görülüyor ki, artık kesilecek sığır sadece orta yaşlı, sapsarı, parlak görüntülü olmakla kalmayacaktı. Hatta bunlara ek olarak zayıf, çift sürmede kullanılmamış ve sulama işlerinde hizmet görmüş olmaması da yeterli değildi. Bütün bunlar yanında beneksiz ve alacasız olması da gerekiyordu.
    Ancak şu anda, yani iş iyice karmaşık hale geldikten, aranan şartlar üst üste yığıldıktan ve serbest tercih alanı iyiden iyiye daraldıktan sonra akılları başlarına gelir gibi olduğunda şöyle diyorlar:
    “İşte şimdi hakkı ile anlattın”
    “İşte şimdi” imiş. Sanki o ana kadar kendilerine anlatılanlar hakk, gerçek değilmiş. Ya da o ana kadar anlatılanların gerçek olduğunun farkına varamamışlardı da akılları şimdi başlarına gelmiş!
    “Sonunda tanımlanan sığırı kestiler. Az kalsın bunu yapmayacaklardı.”
    İşte o zaman, yani kendilerine verilen emri uygulayıp yükümlülüklerin gereğini yerine getirdikten sonra, yüce Allah sözkonusu emrin ve yükümlülüğün amacını kendilerine açıklıyor:
    “Hani bir adam öldürmüştünüz de bu suçu birbirinize atmaya kalkıştınız. Oysa Allah gizlediğinizi ortaya çıkaracaktı.
    Bu amaçla `Kesilen ineğin bir parçasını öldürülen adamın cesedine değdirin’ dedik. İşte Allah böylece ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size ayetlerini gösterir.”
    Burada kıssanın ikinci yönüne, yani yüce Allah’ın kudretini, tekrar diriliş realitesini, ölüm ile hayatın mahiyetini kanıtlayan kısmına geliyoruz. Kıssanın bu bölümünde hitap üçüncü şahıstan ikinci şahısa yöneltiliyor.
    Yüce Allah burada sığır kesmenin hikmetini Hz. Musa’nın kavmine açıklıyor. Onlar aralarından birini öldürmüşlerdi. Herkes bu cinayetten kendini uzak tutarak suçu bir başkasına atıyordu. Ortada bir şahit yoktu. Bu yüzden yüce Allah gerçeği doğrudan doğruya öldürülen adamın dilinden açıklamayı murat etti. Sığırın kesilmesi bu adamın diriltilmesine vesile kılınmıştı. Kesilen hayvanın bir parçası cesede değdirilince adam yeniden canlanıverdi. Böylece kendisini kimin öldürdüğünü haber verme, öldürülüş olayının etrafını saran kuşku bulutlarını dağıtarak en güvenilir kanıtla gerçeği açığa çıkarma fırsatı doğmuştu.
    Acaba böyle bir vesileye niçin gerek duyulmuştu? Çünkü yüce Allah vesilesiz olarak da ölüyü diriltebilirdi. Sonra kesilmiş inekle yeniden diriltilen ölü arasında ne gibi bir ilişki vardı? Sığır eski Yahudiler arasında da adet olduğu üzere kurban olarak kesiliyor ve bu kurbanın bir parçası aracılığı ile ölen adamın cesedine yeniden can geliyor.
    Aslında kesilen hayvanın vücudundan alınan parçada ne hayat var ve ne de yeniden canlandırma gücü. O sadece yüce Allah’ın gücünü o adamlara gösteren zahiri bir vesileden ibarettir. O Allah’ın gücü ki, insanlar onun nasıl işlediği hakkında hiçbir bilgiye sahip değildirler., Onlar bu gücün etkilerini ve sonuçlarını görüyorlar, fakat ne mahiyetini ve ne de nasıl işlediğini kavrayamıyorlar.
    “İşte Allah böylece ölüleri diriltir”
    Yani, burada bizzat gördüğümüz fakat nasıl olduğunu bilemediğiniz bu diriltmede olduğu gibi yüce Allah hiçbir zorluk ve sıkıntı çekmeden ölüleri diriltiverir.
    Ölümün tabiatı ile hayatın tabiatı arasında insanların başlarını döndürecek derecede korkunç bir mesafe var. Fakat ilahi kudretin yanında böyle “uzaklık” gibi kavramlara yer yoktur. Nasıl olur? Bunu hiç kimse anlayamaz; hiç kimsenin bunu kavraması mümkün değil. Bu şaşırtıcı realitenin özünü ve biçimini kavramak ilâhi sırlardan biridir ve bu niteliği ile biz faniler âleminde buna imkân yoktur. İnsan aklı sadece bu sırrın kanıtladığı realiteleri kavrayabilir ve oradan ders alabilir.
    “O, size düşünesiniz diye ayetlerini gösterir.”
    Şimdi de bu kıssanın sergilediği edebî güzelliğe ve daha önceki ayetler ile arasında bulunan uyuma sözü getirelim.
    Hikâyemiz kısacıktır. Onun baş tarafını okurken kendimizi bir meçhulün, bir bilinmeyenin karşısında buluyor arkasından ne geleceğini bilmiyoruz. Yani kıssanın baş tarafını okurken, yüce Allah’ın Yahudilere niçin bir sığır kesmelerini emrettiğini anlayamıyoruz. Nitekim Yahudiler de işin başında bu emrin sebebini bilmiyorlardı. Yüce Allah böylelikle onların itaat, söz dinleme ve teslimiyetlerinin derecesini ölçmüş oluyordu.
    Sonra kıssanın akışı içinde Hz. Musa (selâm üzerine olsun) ile kavmi arasında ardı ardına karşılıklı konuşmalar oluyor. Fakat bu arada Hz. Musa ile Rabbi arasında neler cereyan ettiğini belirtmek üzere bu karşılıklı konuşmalara ara verildiğini görmüyoruz. Oysa bu konuşmaların her defasında Yahudiler, Hz. Musa’dan, Rabbine bir soru sormasını istiyorlar. O da istenen soruyu gerçekten soruyor ve aldığı cevabı onlara iletiyordu. Fakat kıssanın akışı içinde “Musa, Rabbine sordu” ve “Rabbi, Musa’ya cevap verdi” şeklindeki ifadelere rastlanmıyor. Doğaldır ki, Allah’ın yüceliğine yakışan bu sükût, bu lâfa karışmama ve karıştırılmama üslubudur. Bu üslubun Yahudilerce benimsenen bir inatçı polemik üslubu ile aynı paralelde olması, tabii ki, söz konusu olamazdı!
    Kıssanın sonu bir sürprizle, beklenmeyen bir olayla noktalanıyor. Nitekim Yahudiler de böyle bir gelişme beklemedikleri için sürprizle karşılamışlardı. Bu sürpriz gelişme, boğazlanan bir sığırın vücudundan koparılmış bir parçanın, başka bir deyimle ne canlı olan ve ne de hayat unsuru içeren bir vücut parçasının basit bir dokunuşuyla ölmüş bir cesedin dirilmesi ve konuşmaya başlamasıdır!
    İşte bu özellikleri dikkate alınca Kur’an’ın ilginç kıssalarından birini oluşturan bu kısacık kıssada edebi ifadenin güzelliği ile konunun anlatım hikmetinin buluştuğunu görürüz.
    Gerek yahudilerin kalplerinde hassasiyet, ürperti ve korku uyandırması gereken bu son kıssanın tasvir ettiği canlı manzaranın arkasından ve gerekse daha önce gözler önüne serilen canlı tabloların, olayların, ibretlerin ve derslerin arkasından bütün beklentilere ve öngörülere ters bir sonuçla karşı karşıya geliyoruz:
    SEYİT KUTUP BÖYLE TEFSİR ETMİŞ NE KADAR HAYATTAN KOPUK BİR KURAN ANLAYIŞI
    İNEK PARÇASI VURMAYLA ÖLEN ADAM DİRİLMEZ
    Böyle bir ifade şekli klasik din anlayışa sahip olanları ayağa kaldıracak. bunu iyi biliyorum. Ama uzun yıllar kuranın anlaşılması konusundaki gayretlerim Kuranı doğru anlamanın bazı kuralları olması gerektiğini bana öğretti. (Kuran, ilim akıl ve pratik hayat) bu dört hasletin asla çelişmeyeceği bir anlayış bizi kuranı doğru anlamaya götürür.
    Önce kuran bilgilerin bir vücut gibi ağlarla örüldüğü hiçbir kelime ve ayetin yalnız başına kullanılmadığı ve her kelime ve ayetin bir başka kelime ve ayetlerle bağımlı olduğunun bilinmesi gerekir.
    Bakara suresinde geçen 67-73 arasında geçen ayetlerin ne anlatmak istediği manayı yakalayabilmek için kuranda onunla ilgili kıssa ve konulardan haberdar olunması gerektiği gibi evren yasalarıyla da tartarak konunun ait olduğu yere konulup ne anlatmak istediğinin düzgün bir şekilde anlaşılması gerekir.
    Asıl olayın kökü Musa peygamberin kavmini bırakarak Allah ile diyalog kurmasıyla başlamıştır.
    2/ 142- Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a “Kavmimde benim yerime geç, ıslah et ve bozguncuların yolunu tutma” dedi.
    Harun Musa peygamberin kardeşi olup, Musa peygamberi gittiği yolda ilk destekleyen Musa peygamber adına toplumda konuşan onun tercümanı olan kişidir. Musa peygamberin kavminden ayrılmasıyla kendisine inanan kavim yolunu şaşırarak samirinin önderliğinde buzağı heykeli yaparak halk buzağıya tapmaya başladı. Fakat Musa peygamber kavminin karşısına tekrar döndüğünde kavminin bu yanlış gidişinden rahatsız olarak vahyin kontrolünden çıkarak elindeki levhaları attı ifadesiyle anlatılan olay şöyle gelişmeye başladı
    2/ 150- Musa kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndüğünde onlara: “Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?” dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) “Annem oğlu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte kılma (sayma)” dedi.
    Burada musa peygamberin yapmış olduğu hareket yanlıştı. Ve kuran bu yanlışlığı” Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:)” Levhalar Allahtan aldığı vahiyleri temsil ediyordu. Vahyin güdümünden çıkarak Harun’un yakasından tutup ona hakaret etmesi sanki kavminin yanlış gidişinden Harun’un sorumluymuş gibi davranması şeytanın işlerindendi. Çünkü Harun kavminin bu yanlış gidişinin uyarısını yapmış kendi üzerine düşen görevi yerine getirmişti. Ve daha sonra Musa öfkesi yatışınca tekrar vahyin kontrolüne giriyor.
    2/ 154- Musa kabaran öfkesi (gazabı) yatışınca Levhaları aldı. (Onlardan bir) Nüshasında “Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet vardır” (yazılıydı).
    Okuyucular musa peygamberin vahyin kontrolünden çıkma ifadesini belki yadırgayabileler diye peygamberlerin hepsine kovulmuş şeytanın musallat olduğunu belgeleyen bir ayeti hatırlatmak yerinde olacak kanaatindeyim.
    22/ 52- Biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra Kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Dikkat ederseniz kuranda bir konuyu anlatabilmek için kuranın bütün surelerine serpiştirilmiş olan malzemelerden derleyip toplayarak o konunun kuranda ait olduğu yere koymaya çalışıyoruz. Aynen evrende serpiştirilmiş malzemelerle bir mamulün icat edilmesi gibi. Şimdi Yine konumuza kaldığımız yerden devam edecek olursak olay şöyle gelişiyor.
    20/ 83- “Seni kavminden ‘çarçabuk ayrılmaya iten’ nedir ey Musa?”
    Bu Ayet kavmi ile Musa peygamberin bir müddet ayrı kaldığını hastalık yalnızlaşma itikâf dünyalık işler olabilir. her halde şah damarından insana yakın olan Allahın yanına gidecek hali yoktur.
    20/84- Dedi ki: “Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim.”
    İnsanları en çok Allaha yaklaştıran olay yalnız kalarak bütün dünyalık zevk ve arzulardan uzaklaştığı andır. Ressamın resmini icra etmesi mucidin icadını gerçekleştirebildiği an o yoğunlaşma anıdır. Muhammet peygamberin ve ashabı kehf’in yoğunlaşarak Allah ile yakınlaşmasını Yusuf peygamberin atılan zindanda kendisini teskiye ederek Allaha yakınlaşması kurandaki örneklerdendir.
    20/85- Dedi ki: “Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı.”
    Bu Ayette bahsedilen fitne Allahın tanımladığı gerçek yolun dışına çıkarak insanlara Allah’ı bırakıp da peygamberi de yolun gidişine malzeme olarak kullanarak halkı mala mülke tapmaya çağıran ve bunun bir sembolik olarak altından heykeli dikilen buzağıya destek vermeleridir.
    20/86- Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: “Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?”
    Ayette Musa peygamberin belirli bir müddet kavminin yanından ayrılmasıyla kendisiyle beraber ilahi bir vahiy yolunda sözleşerek halkın bu sözleşmeden caymaları ilahi yolu terk ederek dünyalık bir takım eğlence süs eşyalarına dalarak verdikleri sözden vazgeçmeleri Musa peygamberi çok üzmüştü. ve üzüş onu öyle boyutlara çıkarmıştı ki; o da bir an vahyin kontrolünden çıkarak nefsinin esaretine yenik düşürmüştü.
    20/87- Dediler ki: “Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı.”
    Her yoldan sapanın mutlaka yanlış yola gitmesi için bir tetikleyicisi ve önderi vardır. Kuran bütünlüğünde olayı değerlendirdiğimiz zaman firavun halkını zayıflatarak onları ilahi yoldan uzaklaştırıp kendi dinine ve yoluna sürüklemesi Salih kavminde deveye tapan halkın ilahı bırakarak kendi önderlerinin izini takip ederek yoldan sapmaları, gibi burada da samiri’nin insanları dünyalık zevklere çağırarak halkın da bu davete icabet etmeleriydi.
    20/88- Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, “İşte, sizin de ilahınız, Musa’nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu” dediler.
    Her dönemin kendisine ait bir putu bir ilahı vardır. Musa döneminde Dünyalık süs zevk buzağının sevgi ve ihtiramda halkın onu aşırı boyutlara çıkararak onu tapınılır hale getirmesidir. İnsanların dikkati ilahi yoldan uzaklaştırılıp dünyalık zevk ve süslere çekiliyorsa onu günümüze taşıdığımız zaman bu günün buzağısı markalı arabalar dayalı döşeli evler, kuş sütünün dahi eksik edilmediği sofralar, Zenginliklerinin üzerine zenginlik katarak ilah haline gelen seralar makamlar mevkilerdir. Musa kavminin buzağıya tapışından onu ilahlaştırıp heykelini dikmelerinden hiç bir farkı yoktur.
    Put İnsanların tahtadan tunçtan betondan heykeller yapıp ona senenin belirli günlerinde saygılarını göstererek tazimde ihtiramda bulunup, bel büküp eğilmeleri değildir. Asıl puta tapmak o putu oraya diktiren onun ilahlaşmasına sebep olan bir zihniyetin sembolize edilmesidir. İnsanların gelip o yapmış oldukları putların karşısında eğilmeleri onların dünya hayatındaki bakış açılarının ne olduğunu temsil etmektedir.
    20/89- Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?
    Aklını kullananlar, bilirler ki; Allah’ın yarattıklarının hiç biri Allaha eş olamazlar ve onlar insanı öldüremezler diriltemezler öldürmeyi Allah yaratmasaydı insanlar ölmeyecekti Allah diriltmeyi yaratmasaydı insanlar diriltilmeyecekti. Dünya hayatında ne varsa Allahın insanlara sunduğu bir ikramdır. Tutup da Allaha olan bu ham’dı övgüyü yaratıklardan olan herhangi bir varlığa vermek şirktir. En büyük zulümdür. Allah ise şirk koşanı ve zulüm yapanı asla bağışlamaz.
    20/90- Andolsun, Harun bundan önce onlara: “Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin” demişti.
    Gördüğünüz gibi Harun, Kavmine karşı kendi üzerine düşen görevi yerine getirmiştir. Allahın insanlardan istediği de budur. İnsanlar yola gitmede ister menfi isterse müspet kendi özgür iradeleri ile baş başa bırakılmıştır. Asla ne peygamberin ne de şeytanın insan üzerinde zorlayıcı engelleyici bir gücü yoktur. Halka; samiri teklif sunmuş samiri’nin teklifini kabul etmiş çünkü ahret onlara uzun gelmiş ama Harun Allahın yoluna davet etmiş. o buzağıyı ilah edinmemelerini teklif etmiş halk da bu teklifi kabullenmemiştir. İşte Musa peygamberin Harun hakkındaki bu yanlış davranış vahiyden değil şeytanın onu kışkırtmasıdır.
    20/91- Demişlerdi ki: “Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız.”
    Demek ki halk Musa peygamberin kendisine vekil olarak tayin ettiği Harun’u pek önemsememişler onun telkinlerini de dinlememişlerdir. Kuran burada halkın söylemek istediği bir olayı lisanı haliyle anlatma sanatı yaptığı hatırlanmalı ve düşünülmelidir. Musa peygamber halkın karşısına geldiği zaman yanlış bir davranış olan puta tapma olayını değiştireceklerini nerden bilsinler ki böyle geleceği okuyabiliyorlar? Bu sanatı kuran başka bir ayette de kullanmış.
    33/37- Hani sen, Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: “Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın” diyordun; insanlardan çekinerek Allah’ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisi’nden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyit ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü’minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.
    “Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın” diyordun; insanlardan çekinerek Allah’ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun;” Bu ifade hâşâ Allahın koruduğu şeytanın katmalarından uzaklaştırdığı güvenilir olan bir peygambere yakışmaz. Ancak Allah peygamberin gelecekte olması gereken bir olguyu sanki peygamber bunu biliyormuş gibi bir anlatımla anlatmıştır. Yoksa peygamber birisinin karısını boşasa da onu ben alsam diye düşünmez. Düşünemez de. o zaman Allah onu peygamberlik makamından indirirdi.

    20/92- (Musa da gelince:) “Ey Harun” demişti. “Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (Onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi?”
    Bakınız Musa’nın kuranda levhaları attı diye bahsetmenin nedenini oluşturmaktadır Allah hazreti Musa peygamberin yapmış olduğu bu davranışı onaylamıyor. Harun’a karşı haksız davranışı levhaları elinden attı ifadesiyle tatlı bir dille yapılan yanlışlığı bize izah ediyor.
    20/93- “Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?”
    Aşağıdaki ayette zaten Harun bunun cevabını vermektedir.
    20/94- Dedi ki: “Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben, senin: “İsrail oğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin” demenden endişe edip korktum.”
    Harun’un bu cevabından sonra Musa peygamber sakinleşiyor. Öfkesi gidiyor. Ve attığı levhaları tekrar alarak yani, vahyin kontrolüne girerek, yaptığı yanlışlığın farkına varmıştı.
    2/ 154- Musa kabaran öfkesi (gazabı) yatışınca Levhaları aldı. (Onlardan bir) Nüshasında “Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet vardır” (yazılıydı)
    20/95- (Musa) Dedi ki: “Ya senin amacın nedir ey Samiri?”
    Artık Harun’un verdiği cevap onu yatıştırmış. Musa yaptığı yanlışın farkına varmıştı. Şimdi asıl hesaplaşma; halkı saptırmada önderlik eden samiri’ye sıra gelmişti.
    20/96- Dedi ki: “Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi.”
    Kuranda bu ifade şeytanlar için kullanılmaktadır. Samiri de tam bir şeytandı. Halkı ahret âlemi için malını mülkünü gerektiği zaman canını dahi vermeye söz alan Musa peygamber, samiri’nin dünyalık vaatlerle kandırması onların eksen kamasına neden olmuştu.
    3/14- Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır.
    Ancak bu olayı aklını kullanan kısacık hayatta bazı zorluklara sabır ederek uzun bir gelecek vadeden Allah ile yapılan sözleşmeye gönülden inanlar kabullenir.
    9/111- Hiç şüphesiz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kuran’da O’nun üzerine gerçek olan bir vaadidir. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur

    20/97- Dedi ki: Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: “Bana dokunulmasın”) deyip yerinmendir.” Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız.”
    Kuran burada Musa peygamber ile samirinin mücadelesinde ince bir noktaya temas etmektedir. Musa peygamberi asıl kavgası savaşı insanların teklifleri sonucu kendi yoluna çağırdığı halkın kabul etmesiyle zorlama olmadıktan sonra kâfir olanlara değil asıl savaş Allaha eş koşmaya zulüme adaletsizliğe karşı savaş vardır. Samiri dünya hayatında kendi yolunu bu yönde seçmesi onun dünya hayatında denenmesidir. Halkı da şeytanın yoluna çağırabilir bunda da bir problem yok. İşte Musa peygamberin asıl mücadele vermesi gereken fitnenin halka ne olduğu anlatılarak halkı fitneden korumaya onlara teklif sunmasıdır.” “Bana dokunulmasın”) deyip yerinmendir.” Bu ifade onun kendi kendisine bırakılarak ona yanlışlıkla uyan halkın bilgilendirilmesi yönünde çarpıcı açıklamalarda bulunularak halkı puta tapmaktan uzaklaşmaya vesile olmaktır.
    Samiri ile bu hesaplaşma yapıldıktan sonra Halkın karşısına Musa peygamber çıkıyor. Ve hitapta bulunuyor.
    2/67- Hani Musa kavmine: “Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. “Bizi alaya mı alıyorsun?” dediler. (Musa) “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” dedi.
    Burada Hazreti Musa peygamberin yukarıdan beri kuranın anlattıklarını anlatmaya çalıştığımız samirinin önderliğinde hazreti Musa kavminden ayrılarak dünyalık süsler ve zevkler onları sarhoş ederek ilahi sözleşmeyi bozarak ahret âlemindeki verilecek olan bir bedeli uzak saymışlardır. Dünya hayatında mala mülke zevke eğlenceye düşmeyi hepsini içinde barındıran buzağı heykeli sembolleştirmesiyle bize anlatıyor. Aslında “ Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti.” Diye bahsedilen sığır mecazi anlamda kullanılan samirinin önderliğinde yapılan buza heykeline tapmaktan men etmeye çalışıyordu.
    İnsanların dünya hayatına geliş gayeleri Allaha ibadet ve kulluk içindi. 51/56- Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım. Fakat halk bu görevi unutmuş. Allaha kulluktan uzaklaşarak, Dünyalık bir takım zevkler uğruna Allah’ın haram kıldığını kendilerine helal Allahın helal kıldığı baz şeyleri de kendilerine haramlaştırması Allahın insanların bu yaratış biçimine uygun yaşamasına gölge düşürüyordu. Aşağıdaki ayetlerde yanlış yolda gidenlerin fotoğrafını bize kuran görüntüleyerek ders veriyor.
    9/41- Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
    9/42- Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. “Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık.” diye sana Allah adına yemin edecekler. Kendi nefislerini helake sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor.
    9/43- Allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin?
    Bu Ayetlerde Ahirerte iman etmeyen veya inanmadığı halde inandım diyerek İslam’ın nimetlerinden nemalanmaya çalışanların fotoğrafını bize göstermektedir.
    Harun’un uyarılarına karşı aldırmayan halk Musa peygamber gelerek halkın karşısında etkili çarpıcı bir anlatımla halka tekrar doğru yolu anlatarak onları ikna etmeye çalışıyordu. Gittikleri yolun yanlış olduğunu kanıtlamaya belgelerle izah etmeye çaba gösteriyordu.
    Musa peygamber ortaya bir inek problemi attı ve bunu halkın düşünerek çaba göstererek çözmesini istiyordu. Problem İnek kesmeyi. Halk nedir ne değildir diye bunu sorgulamaya başlıyor. Tıpkı bir öğretmen ve bir öğrenci ilişkileri gibi
    Öğretmen bir problem soruyor öğrenciler de takıldıkları yerde öğretmenin önderliğinde problemi çözmeye çalışmaları gibi.
    Halk Musa’nın sorduğu problemi takıldıkları yerde sorarak cevabını bulmaya çalışıyorlar.
    ALLAHIN KESİLMESİNİ EMRETTİĞİ İNEK NEDİR

    68- “Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın” dediler. (Musa, Rabbine yalvardıktan sonra) “Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin” dedi.
    69- (Bu sefer) dediler ki: “Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin.” O: “(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir” dedi.
    70- (Onlar yine:) “Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşallah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz” dediler.
    71- (Bunun üzerine Musa, Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir” dedi. (O zaman): “Şimdi gerçeği getirdin dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı.
    Musa peygamber’in sormuş olduğu bu problemi Halkın Musa’ya Musa’nın da Allaha sorarak peygamber halk diyalogu ile çözüyorlar.
    Meğer Musa peygamber halka sanatsal bir üslup ile halkın anlayacağı dilden Samirinin önderliğinde Allah’ı bırakarak Harun’un uyarılarına karşı aldırış etmeden böğüren yani kusursuz ünü her tarafa duyulan halkın nefsine hoş gelen yakın bir seferi tercih eden dünyalık zevkler onları sarmıştı. Ahret Allah peygamber tamamen unutulmuş ve zenginlik sarhoşluğu içerisinde doğruyu göremez olmuşlardı.
    İşte Musa peygamberin halktan Allahın istediğini böyle sanatsal bir üslupla anlatarak halkın tapmakta oldukları buzağı heykelinden vazgeçip Allaha tapmalarını istiyordu. Fakat onlardaki bu yanlışlığı güzel bir dille uzun bir zamanda anlatabilmişti böylece onlara Allahın kesmelerini emrettiği inek samirinin önderliğinde kendilerinin de destekleyerek hakkın karşısında batılı tercih edişleriydi. Yani Halktan hazreti Musa peygamberin istediği inek kesme diye sorduğu problemin cevabı taptıkları buzağıydı. Kesin dediği olay ineğe buzağıya tapmamalarıydı onlar da bunu kavradılar. Ve buzağıya tapma eğiliminden kurtularak Allaha tapmayı başardılar ve vahiyle dirildiler.
    DİRİLTİLEN ÖLÜ NASIL BİR ÖLÜDÜR?
    Ölü kelimesinin kuranda iki anlamı vardır.
    Birinci ölü: Hayati fonksiyonlarını yitirerek bir daha dünya hayatına gelmeyecek olan ölüdür. İşte kuranda onunla ilgili ölüye ayet örneği
    2/180- Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya bilinen (uygun, meşru) bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir hak olarak- size yazıldı (farz kılındı).
    Buradaki bahsedilen ölü hayati fonksiyonlarını yitirmiş olup da bir daha dünya hayatına geri dönmeyecek olan anlamında ölülerdir.
    21/95- Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler.
    Kuranın gerçek anlamında ölen fakat onların yaşadıkları hayatı taltif etme ve onlardan hoşnut olma anlamında hazreti İsa peygamber için onu öldürmediler onu katımıza yükselttik ifadesiyle gerçek olarak öldüğü halde öldürmediler asmadılar ifadesi kullanılmıştır.
    4/ 157- Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
    4/158- Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Gerçek olarak hazreti İsa peygamber öldüğü halde onu katımıza yükselttik ifadesiyle mecazi anlatım kullanarak izah etmiştir. Aynen şehitler öldüğü ve hayati fonksiyonlarını yitirdiği halde diridirler ölü değildir ifadesi kullanması gibidir.
    2/ 154- Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.

    İkinci Anlamda kullanılan ölü ise; Dünya hayatında asıl yaratılış gayesini unutarak veya rabbim Allah’tır sözleşmesini bozarak vahyin kontrolünden çıkarak dünya hayatında yaratılış dışında bir hayata girerek gözleri gördüğü halde görmemesi kulakları olduğu halde işitmemesi ve kalbinin de duyarlılığının kaybolması anlamında kullanmıştır.
    2/171- İnkâr edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler.
    İşte Kuranda Hazreti İsa peygamberin dirilttiği ölüler 5/110, Hazreti İbrahim peygamberin dirilttiği kuşlar,2/260, köhne bir köye varıp da yüz yıl ölü kalıp da dirilen o adam /259 dünya hayatında dirilen gerçek anlamında ölüler değil onların gerçek yaşamdan uzaklaşıp dünya hayatını tabulaştırarak duyarsız anlamında kullanılan ölülerdir. Yoksa kuran çelişkili bir kitap değildir. Bir yerde ölüler dirilmez desin bir yerde dirilir desin bu olacak şey değildir. Kuranda çelişki yoktur.
    4/82- Onlar hala Kuran’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.
    HALKIN BİR KİŞİ ÖLDÜRÜP DE DİRİLTTİĞİ ÖLÜ KİMDİR.

    2/72- Hani siz bir kişiyi öldürmüştünüz ve bu konuda birbirinize düşmüştünüz. Oysa Allah, gizlediklerinizi açığa çıkaracaktı.
    Musa peygamberin halktan ayrıldığı zaman samirinin teklifi ile bir buzağı heykeli yaparak halkın ve samirinin bel Büküp eğilerek taptıkları buzağı onları ilahi mesajın tanımladığı hayattan uzaklaştırarak kısacık dünyalık zevkler uğruna onları sağılaştırmış dilsizleştirmiş ve manen öldürmüştü burada öldürülen samiri gerçek anlamında öldürülmüş anlamında değil rabbani yoldan ayrılması onun ölümüdür.
    2/73- Bunun için de: “Ona (cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun” demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir ki akıllanasınız.
    Yukarıda anlattıklarımız kıssanın ana çatısını oluşturan olay; samiri ve halkın doğru olmayan ve Allahın kesinlikle onaylamadığı bir davranışı yapmışlardı. Bu yanlış davranış halk ile beraber samirinin altından yaptıkları buzağı heykeli idi. Musa peygamber halkı ikna etmiş taptıkları buzağı heykelinin ne olduğunu öğreninceye kadar sorgulama devam ederek en nihayet olayı tam olarak ayet tanımlayınca çözmüşlerdi.
    2/ 71- (Bunun üzerine Musa, Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir” dedi. (O zaman): “Şimdi gerçeği getirdin dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı.
    a)O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan,
    b)salma ve alacası olmayan bir inektir” dedi
    c)O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır.
    d)Bize rengini bildirsin.” O: “(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir” dedi.
    Musa peygamberin kesilmesini emrettiği inek neymiş? Samirinin önderliğinde kendilerinin de destek vererek altından yaptıkları buzağı heykeli imiş. işte gerçekten inekler insanların istifadesi için Allah onlara sunmuştu. bunlar buzağıyı kendilerine etinden sütünden çift sürmesinden su çektirilmesi için kullanılması gerekirken, onlar anlamsız altın ve lüks masraflarla bomboş duran bir heykel yapıp tapmışlardı. O put üzerinden sinek bir şey alıp kaçsa yakalayamayan veya söz dinlemeyen duymayan bir heykele tapmaları doğru değildi.
    Samiriyi buzağıya tapmak ve onun putunu yapmasıyla destek veren halk samiriyi manen öldürmüşlerdir. Nasıl destek verilerek onun manen dünya hayatında ölümüne sebep olmuşlarsa, bunun tam aksine ona desteğini çekerek, onun yalnızlaştırıp dirilmesine vesile olacaklardır. Buzağıyı ilah edinen baş aktör rolünde oynayan samirinin yanlış yolda gidişini Musa peygamberin Anlattığı vahiy diyalogu ile halk ile samri arasındaki ilişki bozulmuş Yoksa hayati fonksiyonlarını yitirme anlamında dirilme olmuş olsaydı isra suresinin doksan beşinci ayetiyle çelişki arz ederdi.
    73- Bunun için de: “Ona (cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun” demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir ki akıllanasınız.
    İneği kesmenin buzağıya tapmaktan vaz geçmek anlamındadır. Bakınız bu olay Salih peygamberin devesi ile ilgili kıssada da geçmektedir.
    26/154- “Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim.”
    26/155- Dedi ki: “İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir.”
    26/156- “Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.
    26/157- “Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular.”
    26/158- Böylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
    İki Kıssada bir benzerlik var ama olay farklı anlatılmaktadır. Allah Yerlerde ve göklerde canlı ve cansız ne varsa insanoğlunu istifadesine sunmuştur. Bütün varlıklar insan içindir. Eğer İnsanlar için yaratılan bir varlığı tutarda tapınılır hale getirirsen Allahın verdiği bir değeri yerinden kaldırmış olursun. Burada ki Salih kavmi deveyi bir bozguncu önderin rehberliğinde deveye tapmaya başlamışlar. Deveyi öldürdüler. Deveyi kestiler demesi ondan kaynaklanmaktadır. Deve insanlar için etinden sütünden tüyünden yükünden üremesinden yararlanılması için vermişti insanlar deveyi kendi ihtiyaçları alanlında kendi menfaatleri doğrultusunda istedikleri gibi kullanma hakları vardır.
    İsterlerse keserler sucuk salam yaparlar isterlerse yük taşırlar kimse böyle yaptı diye onu kınayamaz Allahın kınadığı deveyi konulduğu ait olduğu yerden kaldırılarak ona tapmalarıdır. Bakınız başka bir ayette develerin kesilmesini Allah nasıl övüyor.
    22/36- İri cüsseli develeri size Allah’ın işaretlerinden kıldık, sizler için onlarda bir hayır vardır. Öyleyse onlar bir dizi halinde (veya saf tutmuşçasına ayakta durup) boğazlanırken Allah’ın adını anın; yanları üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkâra ve isteyene yedirin. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirdik, umulur ki şükredersiniz.
    Kavmin birisi deveyi kesiyor helak oluyor. Birisi de deveyi kesip muttaki Allahın onayladığı bir davranış oluyor.
    İşte Salih kavminin helakini yani Allahın sözünden uzaklaşmasını arttıran devenin kesilip yenmesi değil deveyi konulduğu yerden kaldırmalarıdır. Yani Allaha olan saygıyı Allaha olan sevgiyi Allaha olan kulluğu yapmaları gereken yerden kaldırıp, deve sevgisini ön plana çıkarmalarıdır.
    4/46- Kimi Yahudiler, kelimeleri ‘konuldukları yerlerden’ saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek: “Dinledik ve karşı geldik. İşit, -işitmez olası- ve ‘Raina’ bizi güt, bize bak” derler. Eğer onlar: “İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve ‘Bizi gözet’ deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar.
    Burada başrollerde oynayan Musa peygamber, yerine kendisi ayrıldığı zaman vekil bırakılan Harun peygamberdir. Harun o zamanlarda peygamber değil fakat Musa peygamberin yardımcısıdır. Samiri ise vahyin kontrolünden çıkan halkın baş aktörlüğünü yapan kişidir. Halkın desteği ile şeytani yolda bir buzağının ilahlaştırılmasında baş aktörlüğü oynayandır. eğer o halkın Allaha tapmaktan kendisi ve diğer halkı vaz geçirip buzağıya tapmaya teklif sunmasaydı belki de buzağı heykeli yapılıp insanların dünya yaşamını puta tapmakla işgal etmeyecekti.
    Allah insanlara aklını takvasını fıs kını da vererek önüne doğru yola ve yanlış yola da gidebilecek malzemeleri de koyarak insanları tek başına yola gitmede yetkili ve sorumlu kılmıştır. İster vahiy getiren insanları doğru yola çağıran peygamberler olsun isterse de şeytan ve şeytani yolda giden adamlar olsun kişilerin yolunu kendileri istemedikleri sürece zorla değiştirme gücüne sahip değildirler.
    16/ 98- Öyleyse Kuran okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.
    16/99- Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur.
    16/100- Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O’na (Allah’a) ortak koşanlar üzerindedir.
    Kuranda anlatılan Salih kavminin kestiği deveyle, samirinin önderliğinde Musa kavminin kestikleri inek arasında bir benzerlik vardır. Salih kavminde deveyi kesmenin deveyi ait olduğu yerden kaldırmak ve ona tapmaktır. Musa kavminde buzağıyı kesmek altından döktürüp put haline gelmiş inek sevgisini bağırlarına sindirmiş olan halkın bundan vazgeçerek sevgiyi ihtiramı buzağıdan uzaklaştırarak Allaha yöneltmektir. Yani Salih kavmi deveyi kesiyor helak oluyor. Ama Musa kavmi buzağıyı kesiyor ve kurtuluyor. Yani buzağıyı ait olduğu yere koyuyorlar.
    İşte Buzağıyı ait olduğu yerden kaldırıp da onu tapınılır hale getiren halkın bu davranışlarından vaz geçmesiyle dirilmişlerse. Hala Samiri bu buzağı sevgisini kalbinde taşıyıp o davranışından vazgeçmediği sürece ölüdür. Bu sebeple kulağı olduğu halde işitmeyen gözü olduğu halde görmeyen kalbi de hissetmeyen anlamında o ölüdür. Halkın kendisini destekleyerek nasıl onu Allahın yolunun dışında bir yolda manen onu öldürmüşlerse. Musa peygamberin telkinleriyle vahye karşı duyarlı hale gelen halk O telkinlerle Sam iri’ye yaklaşıp onu vahyin kontrolüne getirmeleri kesilen ineğin bir parçasıyla vurun ifadesiyle özetlenen dirilişi sembolize etmektedir.
    Oradaki ölünün dirilmesi gerçek anlamında dirilme olarak anladığımız zaman hem evrenin yasalarına hem de vahyin yasalarına ters olmaktadır.
    Kuranianlamametodu.blogspot.com

  15. Ali Rıza Borazan diyor ki:

    YUNUS PEYGAMBER BALIĞIN KARNINDA ÖLMEDEN NASIL YAŞADI?

    Kuranda kıssalar içerisinde yanılış anlaşılan konulardan birisi de yunus peygamber hakkında söylenenlerdir. Kuranın ne söylemek istediği ancak kendi sistematiği içerisinde anlaşılabilir. Onun için kuranın ne söylemesinden çok kuranın ne söylemek istediğinin anlaşılması gerekiyor.

    Yunus peygamberle ilgili kurandaki ayetleri bir arada düşünüp ve kuran bütünlüğü evren yasaları ile akıl süzgecinden geçirip tartmadıkça Yunus kıssası hakkında bildiklerimiz doğru olmaz. Evet, anlatılan mitoljik hikâyelerde Kuran’dan da alıntılar yaparak samirinin yaptığı gibi meşru olmayan şeyler meşru gösterilmeye çalışılmış. Fakat asıl gösterilmesi gereken hedef çarpıtılarak kurandaki ayetler masallarda menkıbelerde sadece insanları yanlışa götürmek için malzeme olarak kullanılmıştır.

    Şimdi kuranda geçen yunus peygamber ile bilgileri derleyerek ( kuran, akıl, ilim ve pratik hayat) ayetlerin içerisinde geçen yunus hakkında ne denmek istendiğini yakalamaya çalışalım.

    68/48- Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.

    Ayette geçen çağrı (dua) kelimesinin ne anlama geldiğini detaylı bir biçimde açıklayacak değiliz. Ama çağrının bir dua olduğu ve bu duanın da kişinin isteğinin yönünde çerçevelenerek fiili hayatta karşılık bulmasının adı olduğunu söylemekle yetineceğiz.

    Buradaki Yunus hakkında söylenen hayra alamet olarak söylenen bir söz değildir. Yunus hayatta gezinirken hayata bakış penceresinin doğru olmadığı Allah tarafında övülmeyen yerilen bir davranış olduğu beldir.

    37/139- Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.

    37/140- Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.

    37/141- Böylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.

    37/142- Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.

    37/143- Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,

    37/144- Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.

    37/145- Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.

    37/146- Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.

    37/147- Onu yüz bin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.

    37/148- Sonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.

    Yunus peygamber hakkında o kadar söylenmiş olan söz mesaj nasihat varken toplumların beyinlerinde yankılanan Yunus, balık tarafından yutulup mucize olarak ölmeden balık tarafından dışarı atılmasıdır.

    37/142- Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.

    Yunus’u yutan balık ne? Neden yunus balık tarafında yutulup sonra balık onu kusup dışarı atıyor? Neden yunus kınanıyor? Yunus hakkında kuranın söyledikleri insanlara ne gibi mesajlar veriyor? Bunlar düşünülmemiş sadece yunusun balık tarafından yutulup dışarı mucize olarak atılması menkıbelerde anlatılıp durmuştur.

    YUNUS GİBİ OLMA

    Ne vardı yunus’ta? o da bir peygamber değimliydi? Bizlere kuranda peygamberler arasında ayırım yapmayın diyordu. Rabbimiz burada ne anlatmak istiyordu Ki? Yunus gibi olma sözünü kalbin derinliklerine işleyip orada kalın bir iz bırakarak bir daha silinmemecesine o sözü vurguluyordu?

    Evet, yunus peygamber olmadan ve iman etmeden önce isyan etmiş Allaha başkaldırmış kelimeyi konulduğu yerden kaldırmıştı. böylece hem kendi nefsine hem de insanlara kötü bir örnek davranış sergilemişti. Bu durumda da Allahın dünya hayatına ibadet ve kulluk için gönderildiğini unutmuş böylece zulmedenlerden olmuştu.

    Aslında Yunus gibi olma sözü asırlardır bir ezberi bozuyordu. Peygamberler önceden Allah tarafından seçilir. Peygamberler önceden kendi iradelerinin dışında peygamber olarak seçilmiş olsaydı. Bütün insanlar Allah katında yaratılırken rol farkı dışında eşit yaratılma ilkesine ters olurdu. Allah insanlara eşit mesafededir. Yol çerçeve olarak çizilmiş insanların imtihana tabi tutulanlarına deneme süresi içerisinde eşit şartlara endekslenerek yarışmaktadırlar.

    Bir başka deyişle icadı icat eden mucit Allahın ona verdiği aklı kullanarak Allahın verdiği nimetler içerisinde kafa yormasıyla Allah onun icadını gerçekleştiriyor. Allah ona o mucitliği verdi de diğerlerine kapadı mı? Elbette kişilerin kabiliyet yönleri farklı olabilir ama birine fizik ilmi kabiliyeti verdiyse diğerine matematikte veya kimyada veya ziraatçlikte kabiliyet vermiştir. Ama mutlaka vermiştir

    İşte Aklını kullanmayanlar verilen bu nimetlere karşı nam kör oluyorlar. Bu sebeple yunus da dünya hayatında diğer insanlar gibi Allaha ibadet ve kulluk yapmak için yaratıldığı halde. Maalesef bu çizginin dışına çıkarak yaratılışta verdiği rabbim Allah’tır sözleşmesini bozarak Allahtan gelen şu ayetin muhatabı olmuşu.

    37/141- Böylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.

    Bu hitap; Yunus şahsında yerleri ve gökleri yaratan Allahın verdiği nimetler karşısında şımararak nefsini malı mülkü, makamını, ilahlaştırarak Allahın insanlara yüklediği emanete sahip çıkmamayı anlatıyor.

    33/72- Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

    Ayette geçen insanların yüklendiği emanet insanların dünya hayatında denendiğini başıboş dolaşmak için gelmediğini kırmızı ışığı ihlal edenin cezalanacağını doğru yolda gidenlerin ise mükafaatlandırılıcağına işaret etmektedir. Arkasından gelen ayet bu emanetin tanımını yapmaktadır.

    33/73- Şundan ki: Allah, münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azaplandıracak; mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

    İşte kurandaki kelimeler kuranın tanımladığı gibi anlaşılmazsa ayette geçen kast edilen mana da yakalanamaz.

    Neden melekler kabullenmemiş de insanlar kabullenmiş bu emaneti? İnsanlar yaratılırken Allah insanlara böyle bir seçenek koydu da melekler kabullenmeyip insanlar kabulleniyor? Kuranın anlatım sanatlarının başında edebiyatta kullanılan intak sanatı gibi sanatsal bir üslupla lisanı haliyle anlatmaktadır. Bu ayette geçen iki muhatap vardır. Birisi melekler. Diğeri insanlar meleklerde akıl irade yok onlar kendilerine verilen görev çerçevesinde ne emir verilmişse ancak onu yerine getirirler. Onlarda takva bunun zıttı olan nefis yok bu sebeple herhangi bir şey hakkında seçme hakkı da yoktur.

    2/31- Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin” dedi.

    2/32- Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.”

    Bir konuyu anlatırken o konunun düzgün anlaşılması için içerisinde geçen kelimeleri kurandan anlatmak zorunda kalıyorum. Konumuz melek ve insan değilken yunusun yaptığı bir yanlışın asıl nedenini niçin ini sorgulayarak neticeye ulaşmaya çalışıyorum. ne olur okumaktan sıkılmayın bu bilgiler olmasa konu anlaşılmaz.

    O zaman melekle insan arasında yaratılış bakımından büyük farklılıklar var. Birisi verilen emre itiraz etmeden kendisine verilmiş kotlanmış bilgiler çerçevesinde seçenek seçmeden yerine getiriyor. Bunun adı melektir. Diğeri ise önünde iki yol iki amaç konmuş bunlardan seçme hakkı kendisine verilmiş insan vardır. Bu bakımdan insan emanet yüklenmiş. Yani attığı her adımın yaptığı her davranışın hesabını verecektir.

    Yunus Kuraya katılıp da kaybettiği şey işte bu iki seçenekten Allahın peygamberler aracılığı ile sınırlarını çizdiği kendisine vahiylerle çizilen yolda yürümesi emredildiği halde bu çizginin dışına çıkmasını kuran böyle edebi bir üslupla anlatıyor.

    37/140- Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.

    37/141- Böylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.

    37/142- Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.

    İşte yunusun Kaçtığı dolu gemi dünya hayatında Allahın insanları yola gitmede kendi özgür iradesiyle önündeki iki seçenekten batıl yolu seçmesiydi. Allah İnsanlara aklını dünya hayatını vermiş doğru yola ve yanlış yola gidecek eğilimi de vererek üstelik her iki yöne gidecek malzemeleri de vererek onları hangi yola giderse yollarını açarak kolaylaştırmıştır.

    37/142- Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.

    Dünya nimetleri içerisinde Yunus Allahın tarif ettiği yolu kaybetmişti. O kendisine verilmiş olan ilahi mesajı unutmuş nefsinin esaretinde yola koyulmuştu. Eğer yunus kendi gidişatını değiştirmeyip böyle devam etmiş olsaydı, o şeytanın adımını izleyerek asıl Allahın tarif ettiği yola gelemeyecek böylece küfrün içerisinde debelenip duracak ve hem dünya hayatında hem de ahiret hayatında helak olup gidecekti. Ama yunus kendi gidişatını değiştirdi. iman etti ver kendisini yaratan rabbine teslim oldu. Böylece hem kendisi kurtuldu hem de bir sürü insana yol gösterici olarak halkının karşısına çıkarak yüz binlerin kurtuluşuna vesile oldu.

    21/87- Balık sahibi (Yunus’u da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: “Senden başka İlah yoktur, Sen Yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum” diye çağrıda bulunmuştu.

    Kişinin duası istediği yönde kendisini kanal ize etmesidir. Yunus dünya hayatındaki yapmış oldukları davranışların yanlış olduğunun farkına vararak eksenini kaydırmış kimlik değiştirmişti bu yeni İslam kimliği dünya hayatında ona yeni bir makam ve mevki kazandırmıştı bu makam Allahın övdüğü bir makam o da artık övülen peygamberler arasına ismini yazdırmıştı.

    6/85- Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı ve İlyas’ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi Salihlerdendir.

    6/86- İsmail’i, Elyasa’yı, Yunus’u ve Lut’u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini âlemlere üstün kıldık.

    6/87- Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik.

    BALIĞIN KARNINDA YUNUS ÖLMEDEN NASIL YAŞADI?

    Kurandaki kıssaları anlamada en çok çekilen sıkıntı müteşebih ayetlerin anlatım esprisinin kavranamamasından kaynaklanıyor. Kuranda geçen balık kelimesi tatlı sularda insanların beyaz et ihtiyacını karşılayan balıklar olduğu gibi bir de mecazi anlamda nimet azık rızk anlamında da kullanılmıştır. Eğer balık kelimesinin kullanıldığı yerde hangi anlamda kullanıldığı anlaşılamazsa kastedilen mana çarpık bir boyuta ulaşır. “Adamın burnu havada “ sözcüğü eğer mecazi anlamda değil de gerçek anlamda anlaşılmış olsaydı. Ne olurdu onu siz düşünün

    İşte yunus balığın karnında ise ve bu gerçek anlamında kullanılmışsa bu ifade Allahın koyduğu yasaları delerek Allahın kendi koyduğu sünnetine muhalefet eden olarak karşımıza çıkardı. Allah hem evreni yaratmış. Evren içerisinde binlerce milyonlarca yaratılan varlıkların manevra kabiliyetlerini kendi içlerinde ve evrenin diğer varlıklar içerisinde birbirlerine tezat teşkil etmeden dolaşmaların sağlayacak bir düzen kurmuştur.

    67/3- O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum� (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir ‘çelişki ve uygunsuzluk� (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?

    67/4- Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.

    Gerçekten Yunus; balığın yutup da karnında mı kaldı? Kaldıysa bu ne kadar bir süre oludu? Tıp ilmi buna nasıl bir cevap verir? bu sorgulanması gerekir..

    BİGİ FORMUNDAN BİR ALINTI

    Bir insanın nefesini tutma süresi en çok suya dalmada söz konusu olur. İnsanlar binlerce yıl denizin 30 metre altına kadar kendi ciğer güçleriyle daldılar, sünger ve inci avcılığı yaptılar. Ne var ki istedikleri kadar sağlam ve güçlü olsunlar nefeslerini tutarak su altında birkaç dakikadan fazla kalabilmeyi başaramadılar.
    İnsanlar, dalgıç elbiseleri ile dalmaya 1800′lü yılların başlarında başladılar ama bu sefer de bir hortuma bağımlıydılar. Su altında tüplerle özgür ve yatay yüzebilmek 1940′lardan sonra mümkün olmuştur. Gözünü hep havaya dikmiş olan insan, uçmaya başladıktan neredeyse yarım asır sonra deniz altında tüple serbestçe yüzmeye ve bunun sonucu olarak deniz altını keşfetmeye başlamıştır.
    Gerçi günümüzde tüpsüz serbest dalışta yarışmacılar 5 dakikayı aşıp, 100 metreden fazla derine inebiliyorlar ama çok özel bir teknik uygulamayı gerektiren bu süreler ve derinlikler, normal insanın nefes alma kapasitesinin arttırıldığı anlamına gelmez.

    Nefes alıp verme ölüm anına kadar süren bir yaşam süresidir. Solunum durması ölüm belirtisi olarak kabul edilir. Oysa vücut oksijen almadan da bir iki dakika yaşayabilir. Bu nedenle suda boğulanlara ya da soluk borusu tıkandığı için solunumu duranlara uygulanacak yapay solunum, ölmek üzere olan kişinin yaşamını kurtarabilir.

    Soluk verildiğinde ciğerlerdeki havanın tümünün boşaldığı sanılır ama ciğerlerde epey bir miktar hava kalır. İnsan kendini ne kadar zorlarsa zorlasın, her bir ciğerinde kalan havayı l ,5 litrenin altına düşüremez. İnsanlar akciğerlerini tam kapasite ile çalıştırmazlar. Her nefes alış verişte ciğerlerindeki havanın altıda birini kullanırlar dolayısıyla rezerv bir solunum güçlen vardır.
    Sağlıklı, genç bir insan nefesini yaklaşık 3 dakika tutabilir. Eğitimle bu süre çok az daha uzatılabilir ama bu süreden sonra insanda şuur kaybı başlar. İşte bu sırada vücudun koruma mekanizması devreye girer ve uzun süre soluksuz kalmasına izin vermez. İnsan kendini zorlayarak morarıncaya kadar nefesini tutsa bile boğulmaz, yalnızca bayılır ve hemen o anda solunum yeniden başlar.
    İnsan vücudu fazla miktarda oksijen depolayamaz. İnsanda oksijen yetersizliğini ikaz edecek sensörler de yoktur. Dağcılığa yeni başlayanlar yükseldikçe oksijenin azaldığını fenalaşmaya başlayınca anlarlar. Vücut alyuvar sayısını arttırarak yükseklerdeki oksijen azlığına alışmayı sağlar. İnsanı nefes almaya zorlayan vücuttaki oksijenin azalması değil kandaki karbondioksit oranının artmasıdır. Bu oranın artmasıyla beyindeki nefes alma mekanizması tetiklenir ve insan daha sık nefes almaya başlar.

    Suya dalmadan önce derin derin nefes alanlar oksijen depoladıklarını sanırlar ama aslında vücutlarındaki karbondioksit seviyesini düşürürler. Bu sayede nefeslerini 30 saniye daha fazla tutabilirler.

    FORM.BBS.TR. SİTESİNDEN BİR ALINTI

    Modern Çağın Yunus Peygamberi Gerçekten Yaşadı Mı?

    Bir balığın karnında 40 gün kalıp daha sonra yeniden yeryüzüne dönen Hz. Yunus Peygamberin öyküsünü bilmeyeniniz yoktur. Bu inanılmaz dini anlatının bir benzerinin 19ncu yüzyılda gerçekleştiği birçok kitapta anlatılmaktadır. Pekiyi moder çağlarda geçtiği iddia edilen bu öykü ne kadar gerçek ve güvenilirdir?

    James Bartley, Balina Karnında

    1891 Şubatında İngiltere’nin Liverpool limanından yola çıkan bir balina gemisi olan “Star of the East-Doğu Yılıdız” Güney Atlantikin Falkland Adaları açıklarında ava başlamıştır. Bir balina gördüler ve iki bot onu öldürmek için gönderildi. Birinci bot başarılı bir şekilde balinayı zıpkınladı. Fakat balina yüzerek uzaklaştı. Botu beş mil kadar beraberinde çekti. Daha sonra balina suya daldı ve tekrar deniz üzerine ancak botun bulunduğu yerden çıktı. Bottakiler kendilerini denize attılar. Sonunda zıpkıncılar balinayı gemiye çekebildiler. Fakat balina tarafından sürüklenen birinci bot alabora olmuş ve ters dönen teknedeki tüm gemiciler denize düşmüşlerdi. İki gemici dışında diğerleri kurtarılabildi. İki gemici denizde kaybolmuşlardı.

    Bir kaç saat sonra balina güverteye alındı ve denizciler onu parçalamaya başladılar. Balinayı güvertede yükseterek mideye kadar yüzmüş oldukları bir sırada midede bir şeylerin kımırdadığını gördüler. Derhal mideyi yardılar ve kaybolan gemicilerden 35 yaşındaki James Bartley’i bilincsiz fakat nefes alırken mideden çıkardılar. İki hafta kendine gelemeyen gemici sonunda iyileşti. Üçüncü haftada yeniden işine geri döndü.

    İngiltere’ye dönen Bartley Londra Hastanesine yatırıldı. Balinanın mide asidi sebebiyle derisi beyazlamş ve parşomen kağıdı gibi dökülmekteydi. Üzerinde saç ve kıl kalmamıştı. Sağlığına kavuşmasına rağmen eski görüntüsüne dönemeyecekti.

    Yukarıda anlattığımız öykü Tevratta geçen Yunus Peygamberin balina karnında üç gün üç gece (bazı kaynaklara göre 7 gün 7 gece, bazılarına göre 40 gün 40 gece) kalması öyküsünü anımsattığı için kendisine Modern Yunus adı verilecek ve bir çok gizem araştırmacısının kitabında 1800lü yıllarda çok bilinen bu öykü yer alacaktır.

    Balığın Karnındaki Hz. Yunus

    Pensilvanya’da bulunan Messiah College öğretim üyelerinden Prof. Edward Davis yıllar sonra bu olayın gerçekliğini yeniden araştırmaya başlayacaktır. Öyküde adı geçen “Star of the East” adlı geminin aslında bir balina gemisi değil bir kargo gemisi olduğunu kayıtlardan çıkaracaktır. Kaptanın karısı böyle bir olayın olduğunu inkar edecektir. Geminin kayıtlı olduğu Llyod Firmasının gemiciler ve sözleşmeler listesinde Modern Yunus, James Bertley’in adı hiç geçmemektedir. Ayrıca bir balinanın midesinde insanın yaşayabileceği kadar hava bulunmamaktadır, balinanın boğazı insanın geçemeyeceği kadar dardır ve pratik olarak bu mideden kesilerek bir insanın çıkarılma imkanı da yoktur. Prof. Davis sonuçlarını internetten tüm düyaya açıklayacaktır

    Bu öykü hala inananlar ile inanmayanlar arasında tartışılmaktadır.

    KURANIN SÖYLEDİKLERİYLE İLİM ASLA ÇATIŞMAZ

    Kıssada geçen balık ne anlama geliyor balık kelimesi ile ilgili geçen ayetleri bir araya getirerek düşünmeye çalışalım.

    7/ 163- Bir de onlara deniz kıyısındaki şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasağını çiğneyerek) haddi aşmışlardı. ‘Cumartesi günü iş yapma yasağına uyduklarında’, balıkları onlara açıktan akın akın geliyor, ‘cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında’ ise, gelmiyorlardı. İşte Biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle imtihan ediyorduk.

    18/61- Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu.

    18/ 63- (Genç-yardımcısı) Dedi ki: “Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu.”

    21/ 87- Balık sahibi (Yunus’u da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: “Senden başka İlah yoktur, Sen Yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum” diye çağrıda bulunmuştu.

    37/ 141- Böylece kuraya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.

    37/142- Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.

    68/ 48- Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.

    Balık kelimesi ile ilgili geçen ayetlere baktığımız zaman, balığın dünyadaki verilmiş olan nimetler olduğu nimetler içerisindeki şımarıklıkla insanlar yaratılış gayesinin dışına çıkarak helak olmalarıdır. Para insanlara mutluluk getirmiyor. Şans oyunlarından haram yollarla elde edilen milyarların incelediğiniz zaman hangisini mutlu etmiş hangisi önceki halinden daha iyi olmuş bir bakınız.

    Tarih boyunca peygamberlere karşı çıkan dünyalık saltanatlarının sallanmasından korkanlar hep halkın önde gelen müstekbirlerdir. Bunlar şımarmış insanlardır. Bunların o halleri zaten o oturdukları koltukların şatafatından kaynaklanmaktadır.

    17/ 16- Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun ‘varlık ve güç sahibi önde gelenlerine’ emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.

    Onların helak olmalarını Allah emretmiyor. Onlar helakinin kuyusunu kendileri hazırlıyorlar.

    Kuranda yunus ile ilgili ayetleri aktarmaya çalıştık. Olayla ilgili düşündüğümüz zaman Kuran yunususun iki halinden bahsetmektedir. Birisi cehalet dönemi, bu kuranda yerilen kınanan dönemdir. Diğeri ise vahyin aydınlığına kavuşarak cehaletten kurtulup Allahın yaşadığı hayatı övdüğü bir dönemdir.

    Kuran Bütün peygamberlerin şahsında unutulmuş insanların tarih sahnesinden diğer peygamberlere gelen vahiylerin de özetini yaparak, tam bir cehalet karanlığı içerisinden kurtulmanın reçetesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Muhammet peygamber, yunusun peygamberin yaşadığı hayat hakkında gerçek bir bilgiyi nereden bilsin? Kuran geçmiş kavimlerin ve peygamberlerin başına gelen olayları anlatarak hem vahyin muhatabına hem de ona iman edenler için mesaj vermektedir.

    68/ 48- Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.

    Bilindiği gibi hayat inişli çıkışlı bir yoldur. Yer yer kıtlık yokluk açlıkla insanlar karşılaştığı gibi, yer yer de insanlar bollukla güllük gülistanlık bir hayatla da karşılaşabilmektedirler. Sabır tavsiyesi iman ettiği halde başına bir takım belalar gelen hayatın zorlukları ile karşılaşmaları onları yıpratmaması gerektiğini Hele hele inanancı uğruna yerinden yurdundan sürgün edilerek küfür insanlarının yaptığı zulümler karşısında onlara boyun eğmeden orta yolda buluşmadan doğru yoldan sapmadan başına gelenlere sabretmesi tavsiye edilmektedir.

    Yunus ile ilgili ayetlere baktığımız zaman Kısacık olarak Muhammet peygambere ders vermek amacıyla hayata bakışın ve hayatta nasıl bir yöntem uygulaması gerektiğinin profilini çizmektedir.

    Yunusun da gönderilmiş bir peygamber olduğunu, ancak peygamber olmadan bir takım cehalette bulunarak, Dünya Hayatını bir gemiye, nimetleri de bir balığa benzeterek, insanlar içerisinde nimetlerin verdiği sarhoşlukla o kendisine gösterilen vahiy orijinli yoldan saparak doğru yolda yürümenin mutluluğunu yakalayamamıştı. Ne zaman ki kendisini ve gittiği yolu sorguladı ve Allahın tanımladığı vahiy çizgisine geldi Allah kendi nimetlerini ona ilim ve hikmet vererek onu bir peygamber kıldı. Bunu kuran şöyle anlatıyor.

    37/145- Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.

    37/146- Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.

    37/147- Onu yüz bin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.

    Allah’ı tespih etmek eline dizilmiş tespih tanelerini saymak değil Allahın gönderdiği vahiylerle, Allahın yarattığı kâinat arasındaki mutabakatı yakalayarak hem gönderilen vahiylerdeki çelişkisizliği hem de evrendeki çelişkisizliği yakalayarak düzgün bir yol tutturmasıdır. Bu sebeple Allah her peygambere ilim ve hikmet vererek onları desteklemiştir.

    Allah yunus gibi olma ifadesiyle Yunusun düştüğü yanlışlıklara sen de düşme ifadesini kullanırken bir taraftan da o kavmiyle beraber bu yanlışlıktan dönerek Allahın övgüsüne mazhar olmalarıdır.

    98- Ama (azap geldiği sırada) iman edip imanı kendisine yarar sağlamış -Yunus kavminin dışında- bir ülke olsaydı ya! Onlar iman ettikleri zaman dünya hayatında onlardan aşağılatıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar yararlandırdık.

    İman Etmek Allahın gönderdiği dinin İnsanlara Allahın vermiş olduğu akıl ile test edip doğruluğuna kabullenmedir. Allahın yarattığı evrende başına felaketler gelmeden yürüyebilmek için evrenin yasalarına uymak gerekiyor. Bilindiği gibi evrende yürürken insanların yapması gereken ve yapmaması gereken bir takım davranışlar vardır. Bunu bir başka ifadeyle anlatacak olursak haramlar ve helaller vardır. Âdemde bu yasak ağaç, Yahudilerde cumartesi yasağı, Salih peygamberde dişi deve gibi tanımlanmıştır.

    Her şeyin bir kullanma Kılavuzu vardır. Bu kullanma kılavuzuna uymadığın zaman başına bir takım belalar gelmesi kaçınılmazdır. Trafikte kırmızı ışık kuralını ihlal ettiğin gibi veya yemek pişirirken pişme sınırının aşıldığında yanması gibi yakıt deposuna koyulan yakıtın bittiği zaman arabanın çalışmaması gibi aklına daha hangi işi yaparsan yap o kuralları bilip hayata geçirmediğin sürece dünya hayatında başına bir takım azaplar gelecektir.

    İşte yunus ve yunus kavmi kendilerine dünya hayatında Allahın gönderdiği dünyayı kullanma Kılavuzunu bulup kendilerine bunu rehber olarak kabullenmeselerdi Kılavuza uymamanın bedellerini ödeyerek azap içerisinde olacaklardı.

    “ Onlar iman ettikleri zaman dünya hayatında onlardan aşağılatıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar yararlandırdık.”

    Hep yazdığım makalelerde konunun uzunluğundan şikâyet ediyorlar. Yine aynı şikâyete maruz kalmamak için kıssadan alınması gereken hisseyi özetlemeye çalışayım.

    Sonuç Olarak, Yunus peygamber hakkında İslam toplumlarında beyinlerinde kalın bir iz bırakan balığın yunusu yutarak, süresi belli olmayan bir zaman dilimi içerisinde balığın karnında kalmıştır. Allah’ı tespih edişiyle balığın onu sahile kusması inancı artık değişmesi gerekir. İlim akıl kurana ve pratik hayata göre bu olay kuranda mecazi anlatım sanatıyla anlatılmış bir olaydır. Yoksa gerçek anlamında olmuş olsaydı yukarıdaki anlatılan ilmi verilerle uyum sağlamazdı. Balık dünyanın çekici süsleri gemi de dünya hayatıdır. Dolu gemi de yanlış yolda giden çoğunluğun oluşturduğu insan topluluklarıdır. Kuranda geçen Yunus ile ilgili kıssayı bir de bu açıdan düşünerek kuranı okumanızı tavsiye erim.

    Kuranianlamametodu.blogspot.com

    alirizaborazan@hotmail.com

Yorum Yaz