Kuran Sözcükleri, Sözcüklerin Anlamları
Merhaba “karındaşım” ![]()
Bugün iş için dışarıdaydım ancak yazabiliyorum.
Kuran’da geçen sözcüklerin anlamına bakarken aslında çoğu zaman sadece Kuran’ı kullanıyorum. Kuran günümüzden 1500 yıl kadar önce yazıya aktarıldığı için sadece günümüz dili ile anlamlandırmak pek doğru olmaz. Sözcükler zaman içerisinde insanların kullanımları ile terimleşebilir, farklı anlamlar yüklenebilir ya da anlamları unutulup türetilmiş anlamlarda kullanılabilirler…
Örneğin; “yorgan” sözcüğü türkçedir. Ancak bugün çoğu dil uzmanı, eğitimcisi olan kişiler bile sözcüğün kökünü ayıramaz, ayırsa dahi kök anlam hakkında bir düşüncesi olmayabilir.
Ne demek “yorgan”? Sözcüğü fi tarihinde biri şıp diye; “Bundan sonra şunun adına yorgan dedim öyle biline!” mi dedi?
Ev-Bark deriz, evi anladık ya bark? Bazı sözcükler dil içerisinde yaşamaya devam ederler ancak anlamları yitip gider.
Bazı sözcükler ise zaman içerisinde terimleşerek kök anlamdan bağını koparmadan ancak türetilmiş dar anlamlara hapsolabilirler.
Örneğin; ev sözcüğünden türeme, evre, evrim, evren…
Bugün “ev” deyince yaşanılan duvar kutusu anlaşılıyor, “evre” deyince aşama, evrim deyince değişim, evren denilince gök cisimlerinin olduğu yer anlaşılıyor…
Oysa sözcüklerin hiç biri “ev” kökünden kopuk değiller ve eş kökten gelip terimleşmişlerdir.
Kuran’da günümüzden çok önce yazıya geçirildiği için o gün koşullarında sözcüklerin anlamlarıyla bugün koşullarındaki anlamlar zaman zaman farklılık gösterebilir. Ancak mantık, yeni olanın değil eski olanın geçerli olmasını gerektirir…
Örneğin; “sik” sözcüğü “siymek” sözcüğünden gelir, en eski kullanımlarından biri “çubuk, kanal, boru” gibi bir anlamdadır, zamanla “idrar boşaltma” anlamında kullanılmıştır. Kök sözcüğe “-k” eki eklenerek “araç” anlamı katılır. Yine değişik zamanlarda “dik çubuk, çubuk (araç olarak)” anlamlarında kullanılmış, hatta taşlar üzerine yazıtları işleme işine “sikitmek” bu işi yapmak için kullanılan araca “sik” denmiştir. Bugün bu sözcüğe sözlükten bakarsan yukarıdaki ile hiç bir anlam ilişkisi olmayan, terimleşmiş ve oldukça daralıp bağlamdan kopmuş “erkek cinsel organı” anlamını görürsün. Üstelik daha da berbat olup “argo” sayılır olmuş.
Aklı başında olana sorarlar; “sik” erkek cinsel organı ise, “sikişmek” sözcüğü nasıl anlaşılacak? “-iş” eki türkçede birlikte yapma belirten ektir. Yarışmak, dövüşmek, sevişmek vd…
“Sikişmek” birlikte erkek cinsel organı imalatı mı o halde !?
Bugünün sözlüğüne bakarak eski metinleri deşifre etmek sadece aşure çorbası gibi bir metin ortaya çıkarır. Metinleri, ait oldukları dönemdeki sözcük kullanımları ile değerlendirmek, incelemek gerekir…
Aksi durumda az önceki örnekten hareketle, eski bir türkçe metni inceleyip sık sık “sik” sözcüğünü gördüğümüzde “Amma pornografik atalarımız varmış” deyip “şapşal” durumuna düşeriz…
Eski metinleri incelerken, varsa aynı dönemlere ait başka metinlerle birlikte incelemek gerekir. (Bu aralık -/+ 15-20 yılı geçmemelidir.) Yoksa sadece incelenen metin içerisinde hareket etmek gerekir.
Kuran’ı incelerken de aynı yöntem kullanılmalıdır. Bugünkü sözlüklere bakarak, zaten değişmiş, daralmış, terimleşmiş, kökü unutulmuş yani evrimleşmiş anlamlar kullanılarak Kuran metnini deşifre etmek “pornografik ata” örneği gibi bir sonuca gider…
Ben kuran sözcüklerini incelerken bahsettiğim bu yöntemi kullanıyorum ve açıkçası şuana kadar incelediklerim içerisinde “bilinmeyen, çevrilemeyen, çözülemeyen” bir şeyle karşılaşmadım. (Ama ileride olmayacak, diye kesin bir şey söyleyemem)
“Müsavat” sözcüğüne gelince…
Sözcüğün kökü “SVY” (Sin-Vav-Ye) ve belirttiğin gibi Kuran’da bol bol geçen bir sözcük…
“Müsavat sözcüğü türkçeye çevrilemiyormuş” ifadesi aslında komik bir ifade. Çeviremeyen eksikliği kendinde aramıyor da sözcüğe yıkıyor kabahati.
Bu sözcüğü kuran metni içerisinde incelediğimizde, “eşitlik, dengelemek, düzenlemek, üstüne çıkmak, kurulmak” vb gibi anlamlarla çevirdiklerini görebiliriz. Bu çevirdiğini zanneden dil yoksunu çevirmenlerin bilgisizliğinin açık bir göstergesidir. Hem kendi dilini bilmeyen hem de sözde çeviri yaptığı yabancı dili bilmeyen bir avuç zevatın, “delinin pösteki sayması” kadar anlamlı olan kendince uğraşıdır…
” … (ile) bir etme” deyiminini bildiği halde göremeyecek, hatırlayamayacak kadar “dil yoksunu”durlar…
SVY sözcüğünü metin içerisinde incelediğimizde çok değil bir kaç ayet inceledikten sonra bu karşılığı görmemek olanaksızken, adı “din alimi” olan zevatın el birliği içerisinde göremeyip biri biri ile hiç ilgisi olmayan “eşitlik, düzenlemek, üstüne çıkmak, kurulmak” sözcükleri ile çevirmelerinin altında art niyet yoksa büyük bir bilgisizlik var.
10/3 … altı günde yaratıp, çatı ile bir eden … (Çevirdiğini sananlar: “arşın üstüne kuruldu”)
11/44 … Cudi ile bir oldu… (Çevirdiğini sananlar: “gemi Cudiye oturdu”)
15/29 … onu bir edip, ruhumdan üflediğimde … (Çevirdiğini sananlar: “düzenleyip / şekillendirip / yaratıp ruhumdan üflediğimde”)
18/96 … iki ucu bir edince … (Çevirdiğini sananlar: “iki tarafı denkleştirince / kavuşturunca / birleştirince”)
19/43 … doğru ile bir edeyim … (Çevirdiğini sananlar: “düzgün bir yola ileteyim / düz yola çıkarayım / doğru yola ulaştırayım”)
vd…
“Kör ile gören bir olur mu?”
“Uyarsan da uyarmasan da bir”
“…. ile …. hiç bir olur mu?” şeklinde ayetlerde hemen hemen çoğu çevirmen bu şekilde çevirirken yukarıdaki gibi onlarca ayette ise tamamen kafalarına göre sözcük çorbası yapıp durmuşlardır.
Ön yargısız, (kafadaki düşünce açısından) beklenti içerisinde olmadan ve hafif düşünerek sadece Kuran metni içerisinde kalarak kolaylıkla anlaşılabiliyorken, falanca hoca, filanca sözlük, falanca efendi, filanca bilmem kimin ağzının içine bakmanın, ne deniyorsa “Allah demiş gibi” koşulsuz, sorgusuz benimsemenin nasıl bir mantığı olabilir ki?
Söylediğin foruma bugün evden çıkmadan önce 5-10 dakika göz attım. Filan hoca efendi hazretleri, bilmem ne zamanında, bilmem nerede kılınacak bir namaz ile 1000 yıllık ibadet sevabı kazanılacağını buyurmuş, bizim masum, safiyane insanlarımız bu müthiş müjdeyi alıp bir de kendilerince Kuran’dan doğrulama yapmışlar. “Kuranda da yazıyor zaten kadir gecesi bin yıldan daha sevapmış” !?
Kendin okumadıysan bari uydurma…
Uyduracaksan da biraz üsturuplu salla derler adama…
En azından söylediğin şeyi git bir defa da olsa oku…
Kadir suresinde, “Leyteti el-kadri hayrun min elfi şehr” der, “sevabin min elfe ama” demez. (“Sevap” ne demek? diye sormuyoruz bile)
Neyse…
Söz uzar gider…
Şimdilik bu kadar…
Sonra yine devam ederiz nasılsa…
Her satırda biraz daha uzayıp merdiven kurduk…
Sevgiyle…







Sevgili yazar. Yüksel Mert isimli yazar sizin bu yazınızı kendisi yazmış gibi yerel bir gazetede kullanmıştır. Gazetenin numarası 0 322 458 82 82 selam ve saygılarımla
Merhaba sevgili Selami Gökdemir;
evet, son dönemde bu konuyla ilgili bir kaç bilgi aldım. Bu sitede yazdığım yazılarımın çoğunu Yüksel Mert gazetede kendi köşesinde aynen kullanmış. Aslında bu konuda benim açımdan bir sorun yok. Çünkü sitenin en altında belirttiğim gibi “Hiç bir hakkı saklı değildir, içeriği dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz.”…
Ancak şu var, yazılarımın noktasına virgülüne dokunulmadan yazım ve ifade yanlışlarıyla birlikte kullanılması benim açımdan üzücü…
Yazdıklarım benim düşüncelerim ve yazdıklarımdan kendilerine bir yarar edinen kişilerin, yazıyı aynen değil de kendi algılarıyla yeniden yazmalarını görmek benim için daha mutluluk vericidir. Aksi durumda, kopyala yapıştır ile sadece düşünce hamallığı yapılmış olmaz mı?
İlginiz ve bilgilendirmeniz için teşekkür ederim.
Sevgiyle…